bursa escort bayan

altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort porno film free sex escort istanbul escort bayan ümraniye escort kayışdağı escort taşdelen escort eskort izmit escort bayan

görükle escort bursa eskort bayanlar bursa eskort bursa vip escort bursa elit escort escort bayan escort bursa alanya escort bayan antalya escort bayan bodrum escort

Bugun...


ZEKİ BAŞTÜRK

facebook-paylas
ŞİİR DİNLETİSİ
Tarih: 16-01-2022 18:31:00 Güncelleme: 16-01-2022 18:31:00


Sivas’ta mı, Erzurum’da mı, Bayburt’ta mı hangisinde geçtiğinin önemi olmayan bir öykü kısaca şöyledir: Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Batılılaşma hareketi kapsamında -biraz zamansız Anadolu'ya opera götürülmesine karar verilir. Dört saat süren, ağır bir opera eseri seçilir ve Sivas'ta bir mekanda ( stadyum olabilir) zorla doldurulmuş köylülere dört saat opera dinletilir. Köylüler büyük bir sessizlik içinde eseri dinlerler. Konser bitiminde köylünün birine fikrinin ne olduğu sorulur: "Operayı nasıl buldunuz?" Köylünün yanıtı: "Sivas Sivas olalı böyle zulüm görmedi." Olur. Zeki Baştürk Bey ,beni şiir dinletisine davet etti , sağ olsun. Gittim elbette. Şiir yazamam, okuyamam, ilk kez bir şiir dinletisine gidiyorum. Umarım dinleti sonunda “Ahmet Ahmet olalı böyle zulüm görmedi” durumuna düşmem. 15 Ocak 2022 saat 13.30. Ressam Şefik Bursalı Akademi Salonu'nda yapılacak şiir dinletisi saat 14.30’da program sunucusunun tok ve kalın sesi ile başladı. Dinletinin yöneticilerinden olduğunu düşündüğüm Selahattin Seymen Bey dinletilerde karşılaşılan sorunları dile getirerek ilk konuşmayı yaptı. Ayarlayıp sahneye sabitlediği kendi konuşmasını da kaydederken yine tripotun üzerindeki minicik fotoğraf makinesinin karşısında yerini aldı. Beklenen bir saat boyunca akort yapmaya bolca zaman bulan tek kemancı da kemanının yaylarını gerip okunacak şiir ve şarkılara hazır olduğunu kemanında yayı bir kez kaydırarak belirtti. Sunucu da boğazını son kez temizleyip ilk anonsunu: “Nezaket Bilici hanımefendi sizlere bir şiir sunacak” diyerek yaptı. Kahverengi mantosuna uygun kahverengi türbanlı hanımefendi ilk şiirini okumaya başladı. Ben o sırada girişten aldığım “Şehir Postası” gazetesinin boşluklarına notlar almaya başladım. Gazete kağıdı pahalı olunca yanlarda pek boşluk bırakmadıklarından not alacak yer darlığı yaşıyordum. İkinci kez sahneye Bahtiyar Hayat Bey çıktı. Bordo kazak üzerine bağladığı gri boyun bağı bağlamıştı boynuna. Şarkısını söyledi keman eşliğinde. Demek ki bir şarkı bir şiir formatında ilerleyecekti. Siyah üzerine yeşil desenli gömleğinin altına gri pantolon giymiş bir bey yaklaşık yüz elli metrekarelik salonda; kimi zaman eli arkasında, kimi zaman elleri cebinde (hali perişan) kimi zaman elleri yanda dolaşmaya başladı. Top sakallı Mahmut Yıldırım şiirini özene bezene okudu. Alkış aldı. Ardından Selma Hanım siyah beyaz giysilerine uygun siyah beyaz desenli baş örtüsü ile “Hoş geldiniz” deyip şiirini okudu. Sunucu Hayati Bey, ciddi yüz ifadesine tok ve kalın sesini da katarak Ali Günay’ı anons etti. Aynı ciddiyetle sahne alan Ali Bey, ”İyi günler" diyerek söze başladı ve işaret parmağı ile şiirde geçen sözcüklerin altını çize çize şiirini okudu. En son mısrada yine işaret parmağını ileri doğru uzatarak; “ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, iler!” diyormuş gibi geldi bana nedense? Tam anons edilen sanatçının adına dikkatimi vermişken arkamda duran, gezen bey bir şey söyledi kadının adını duyamadım. Beyaz ayakkabı, beyaz entari üzerine siyah çizgiler ve siyah saçları ile sahneye çıkan yazayım da adını siz bilin. Müzeyyen Senar gibi “Mevsim artık Sonbahar” şarkısını icra etti. Ben de kendi kendime “ne sonbaharı hanımefendi benim yaşadığım kış kış” demişim içimden. Sunucu şarkı bitince teşekkür edip yerine yollama hamlesi yaparken sanatçı “neyleyim neyleyim ben böyle yari” diyerek ikinci şarkısına girince çaresiz yerine geçip ikinci şarkının bitmesini bekledi. Soyadını anlayamadığım Hasan Bey, bir eline mikrofonu, diğer eline de okuyacağı şiirin kağıdını alarak yeni yılımızı kutladı önce. Keman çalmadan şiirini okudu. Sunucu Hayati Bey cep telefonundan Nazım Hikmet’in “Davet” şiirini açıp; “Ne yani hem suyun başındayım hem bir damla su vermiyorlar. Ben de şiir okuyacağım” der gibi bize bakıp büyük şiir ustasının doğum yıldönümü olduğunu anımsatarak şiirini davudi sesi le okudu. Yılmaz Gümüş “Sanal Dünya” adında kendi şiirini okurken ben torunumun tablette sanal dünyaya daldığını düşündüm. Sunucu, Metin Ataygül adını “lütfen” le anons edince salonda dolaşan arkadaşın adının Metin olduğunu öğrenmiş oldum böylece. Sahneye alışık, mikrofonla barışık olduğu anlaşılan Metin Bey , hakikaten çok güzel şarkı söyledi. İçimden; “ben de böyle güzel şarkı söylesem bütün salonlarda gezerim valla” diye geçirdim. Metin Bey’e teşekkür etti sunucu. Ardından İsmet Gür adı anons edildi. Gelen giden yok. Bir kaç saniye sonra İsmet Bey kağıdını sehpaya yerleştirdi. Maskesini çıkardı, “cümleden merhabalar, Nazım Hikmed’in doğum gününü kutlarım” dedikten sonra Karadeniz şivesiyle gelmiş geçmiş tüm şair ve yazarların adlarını saymaya başladı. Tam liste bitti derken kağıdın arkasında da devamı varmış. Başladı kaldığı yerden devam etmeye. “Benim adımı da sayacak mı?” diye sonuna kadar dikkatle dinledim. Saymadı. Üzüldüm tabii. İsmet Bey’i önceden tanısaydım kendi adımı listenin sonuna yazdırırdım da salondakiler: “Ahmet Koçak da kim? Ne geziyor bu değerli yazarların içinde? “diye tepki gösterirlerdi belki. Listesi bittikten sonra uzunca bir şiir okuyarak dinleti zamanının üçte birini kendi nefsine ayırmış oldu. İsmet Bey’den sonra derin bir nefes alan sunucu, “bir bayan sesi katalım değil mi?” dedi ve Zekiye Zümra Ak’ ı sahneye davet etti. Zekiye Hanım şiirine jest ve mimiklerini de katarak ciddiyetle okudu. Sonunda alkış alınca yüzü gülücükle aydınlandı. İkinci bir şiir daha okutsalardı gülümsemesini de ilave edecekti şiirine ama okumadı. Fuat Bey ,kendi şiir kitabıyla sahnede yerini aldı ve okuyacağı şiiri aradı bir süre. Şiirini okuduktan sonra ara verileceğini söylemişti sunucu. Ara verdik. Dışarıda çay içmeye Zeki Bey’den sonra ikinci tanıdığım Nezir Bey ile başladık. “Büyük şair Gülten Hanım” diye çağırdı. Gülten Hanım duymadı. “ Tabi duymazsın. Ünlü şair olunca eski tanıdıklarını duymazsın” diye sızlandı. Bir süre sonra Gülten Hanım yanımıza geldi. Cana yakın şakacı bir kadınmış. Ayaküstü sohbet ettik. “Ben çok sevimli, çok cana yakın biriyim değil mi? Beni sevin.” Dedi de gülüştük. Arkadaşım beni tanıştırdı, yazar olduğumu söyleyince Facebook’tan arkadaşlık isteği gönderdi bana. Aradan sonra yine içerdeyiz. Gazetenin not alacak yeri kalmayınca güvenlik görevlisinden kağıt istedim. Bir kareli defterden yaprak yırtıp verdi sağ olsun. Başladım ikinci bölümü yazmaya. Sunucu: “Şiirle bitirmiştik. Şimdi bir düetle devem edelim” dedi. Mahmut Yıldırım ve adını anlayamadığım bir kadın birlikte düet yaptılar. “Aşkımız ne güzeldi. Sen gittiğinde anladım” şarkısını söylediler birlikte. Karşı duvarda “Şiir sessizliği sever” yazan bir döviz asılıydı. Yukarıdan sahneye bakan siyah beyaz Atatürk resmi de vardı. Sanki Atatürk: ”İşte ben sizler gibi sanatsever, çağdaş vatandaşlar olsun diye tüm zorlukları aştım. Sizi seviyorum” der gibi bakıyordu sahne alanlara. Sunucu Gülten Karataş’ı anons edince salondaki elliye yakın kişiden üçüncü tanıdığı dinlemenin mutluluğunu yaşadım. O da mikrofona ve sahneye alışıktı besbelli; çok rahat, sevimli tavırlarla kendi şiirini seslendirdi. Hakikaten boşuna “beni sevin. Ben sevimliyim” demiyormuş. Çok sevimli sempatik bir hanımefendiymiş. Şiirinde bir dize çok vurucuydu; “Nar ağacı sanma, Darağacı darağacı” deyince bizi hüzne boğdu. Sunucu Nazım Hikmet’ten ikinci şiirini okurken durdu, kendisini dinlemeyip yanındaki ile konuşana; “sizi dinlemek istiyorum” deyince zaten sessiz olan salon daha da sessizleşti. Kendisinden sonra Erkan Bey’i davet etti. Lacivert üzerine gri desenli kazağı ile şarkısını söylerken benim gözüm de kazağındaki gri kare üzerindeydi. Metin Bey kareli gömleği ile salonda gezmeye devam ediyor yine. Geldi tam arkamda durdu. Söylenen şarkıya eşlik ediyor yerinde duramıyordu. Aklıma hiperaktif öğrencilerim geldi. Onları bir türlü yerlerine oturtamazdım. Arkamda iken huzursuz oldum. Tanıdıklar arasında bir yabancıydım. Ya derse ki: “Arkadaşlar burada bir yabancı var. Ne olup bittiğini yazıyor. Ajan mıdır nedir? “der de tüm salon bana hücum ederse nice olur halim! Not kağıdımı okumasın diye elimle kapattım. Hem şiirden anlama, hem de gel bir de notlar al! Burada Aziz Nesin’in futboldan anlamadan maç izlemeye gittiği öyküsü geldi aklıma. Futboldan da anlamam. Bir gün Galatasaray’ı tutan oğlum Bursa'da oynanacak Bursaspor- Galatasaray maçına gitmek istedi. Yalnız gönderemezdim. İki kişilik bilet aldım. Birlikte Galatasaray tribününden maçı izlemeye gittik. Gitmemdeki amacım oğlumu Bursasporlulardan korumak, onun yiyeceği dayağı ben yemek içindi. Herkes maçı izliyor ben tribündeki seyirciyi; onların ateşli tezahüratlarını; amigo dedikleri adamın yönlendirmesi ile hep birlikte hop oturup hop kalkmalarını, bağırış çağırışlarını izlemeye başladım. Enerjilerine hayran kaldım. Bir yandan da bu enerjinizi neden boşa futbol için harcıyorsunuz? Zamlar oluyor, zulümler oluyor; oraya yönlendirseniz memleket kurtulur” diye de içimden geçirmiyor da değilim. Bir yandan da korkuyor; “neden maça değil de bize bakıyorsun” diye bana saldıracaklarının korkusu içindeydim. Burada da aynı güvercin tedirginliği yaşıyorum. Ya Metin Bey, “ ne not alıp duruyorsun şiirleri şarkıları dinlesene be adam” deyip bana kızarsa... Dostum Nezir Bey anons edilince düşüncelerimden sıyrıldım. O sahneye çıktı “merhaba efendim” dedikten sonra kendi şiirini , kendine özgü ses tonu ve vurgularıyla okudu. Alkış aldı. Sahneye Süreyya Kaya hanım davet edildi. Cep telefonundan okuyacağı şiiri bulduktan sonra ön sıralarda oturan Zeki Baştürk’e hoş geliş etti. Keşke beni de tanısaydı da bana da hoş geliş etseydi diye içimden geçirdim ama olmadı tabii. Orhan Veli'nşn ”Şairler Akşamı ”adlı şiirini telefonuna bakmadan ezberden okudu. Sonra Türkan Hanım sahnede yerini aldı ve; "Şarkımı senin için yazdığımı bilseydin” şarkısını keman eşliğinde bir güzel söyledi. Niyazi Nam, şiir dinletisinin tarihçesini anlattı. Burada emeği geçenlerden Kameraman Selahattin Seymen Bey’i sahneye davet etti. Selahattin bey; “Bülbülüm Altın Kafeste” şarkısını söylerken ilk kez tüm salon şarkıya eşlik etti. Assolistler en sona çıkarmış. Dinletinin kurucularından olan Zeki Baştürk’ü sahneye davet ettiler. Yüce Rabbim benim gibi ona da şiir yazma, şiir okuma, şarkı söyleme yeteneği vermemiş ama çok güzel hitabet (bende o da yok) ile yazma yeteneği vermiş. Başladı her olaya her duruma göre güzel yaptığı konuşmasına. Onu dinledikten sonra bu güzel aktivite sona erdi. Dinlemekten, o ortamda bulunmaktan, olanı biteni yazmaktan büyük bir zevk aldım. Tüm dostlara teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum



Bu yazı 2200 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI