Ücretsiz Online Ziyaretci Sayaci
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


VELİ BEYSÜLEN

facebook-paylas
SİYASİ CİNAYETLER OLUR MU?
Tarih: 24-10-2021 12:23:00 Güncelleme: 24-10-2021 12:23:00


Dünya tarihinde en çok işlenmiş ve işlenmeye devam edilen cinayet türüdür siyasi cinayet. Aslında genişçe değerlendirildiğinde tarihin ilk çağlarından itibaren, yönetimi altındaki toprakları genişletmek ve daha çok insana hükmetmek isteyen kabile reisinin, beyin, kralın, imparatorun, sultanın, padişahın ve günümüzde devletleri yönetenlerin savaşa başvurmaları, toplu siyasi cinayetler işlenmesinden başka bir şey değildir. Yani demem o ki, gerek bireysel hakimiyet kurma hırsıyla olsun, gerekse bir milletin etrafındaki diğer milletler üzerinde hakimiyet kurma amacıyla başlatılmış olsun, sonuçta siyasi amaca ulaşmak adına her iki taraftan binlerce, on binlerce insanın ölmesine sebep olan savaş, siyasi cinayetler işleme aracıdır.
 
Bunu bir kenara bırakırsak bile, insanlığın yerleşik hayata geçmesinden itibaren siyasi cinayetler hep işlendi. Söz gelimi köleci toplumda bir köle sahibinin rakip gördüğü bir başka köle sahibini, aşiret yapılanmasında aşiret reisliği çekişmesi yüzünden, çekişmenin taraflarından birinin diğerini veya diğerlerini, krallık, padişahlık, sultanlık gibi yapılanmalarda saray içi kavgalarda erki eline geçirenin kendisine rakip olabilecek, kardeşi, çocuğu gibi çok yakınlarını katlettirmesi; yani tahta çıkmak için, babanın oğula, oğulun babaya, kardeşin kardeşe düşman olması ve birinin diğerini ortadan kaldırması, nokta siyasi cinayetlerdir.  
 
Bugünlerde Türkiye'de tartışılan siyasi cinayetler, siyasi kişilerin hedef alınabileceği nokta cinayetlerdir.
 
Evet bir süre önce Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, siyasi cinayetler olabileceği konusunda endişeli olduğunu söylemesi, arkasından İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın’ın kendilerinin de aynı yönde duyumlar aldıklarını söylemesi üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı son yıllarda alışık olmadığımız bir hızla resen soruşturma başlattı. Doğrusu savcılığın bu hamlesi, bize Türkiye'de savcıların olduğunu hatırlatan örnek bir hamleydi. Ancak insan soramadan edemiyor, ülkede yaşanan birçok olayda, mesela orman yangınlarında, ellerinde kanıt olmadan, sosyal medyada, yandaş yazılı ve görsel medyada, yazarak ve söyleyerek toplumun bir kesimini hedef haline getirenler hakkında neden soruşturma başlatılmaz. Asıl ilginç olan ise Cumhurbaşkanı'nın bu soruşturmayı yeterli bulmaması ve avukatı aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, konunun soruşturulmasını, varsa belgeleri iddia sahiplerinden istenmesini ve konunun açıklığa kavuşturulmasını istemesidir.
 
Elbette Kılıçdaroğlu, bunu durup dururken söylemiş olamaz. Nitekim bizzat Kemal Kılıçdaroğlu 21 Nisan 2019 tarihinde Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Akkuzulu köyünde katıldığı şehit cenazesinde, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın da bulunduğu ortamda, önceden planlandığı belli olan bir saldırıya maruz kaldı ve yakında bulunan bir eve sığınmak suretiyle linç edilmekten son anda kurtuldu. Kılıçdaroğlu eve girdikten sonra, "Evi yakın!" çığlıklarının atıldığını da milyonlarca insan duydu. Bu siyasi cinayet girişimi sonrası, iktidar cephesi saldırıyı yapanlara sahip çıktı ve Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarının saldırıya yol açtığı yönünde açıklamalarla saldırıyı aklamaya çalıştı.
 
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, 15 Ocak 2021 tarihinde Ankara’daki evinin önünde 5 kişinin silahlı ve sopalı saldırısına uğradı. Saldırıda başından yaralandı ve ilk müdahalesi hastanede yapıldı.

17 Haziran 2021 tarihinde, iktidar bloku bileşenleri ile yandaş medyanın, 7 gün 24 saat kesintisiz hedef haline getirdikleri ve bugüne kadar irili ufaklı birçok saldırıya maruz kalan Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) İzmir İl Başkanlığını basan silahlı saldırgan, o anda binada bulunan parti çalışanı genç kadın Deniz Poyraz’ı katletti. Saldırgan daha sonra emniyetteki ifadesinde, hedefinin binada bulunan herkesi öldürmek olduğunu söyledi. Zira saldırının yapıldığı saatlerde yapılması planlanmış olan toplantı, katılımcıların başka işlerinin çıkmasından dolayı öğleden sonraya ertelenmişti. Saldırganın "Herkesi öldürecektim" sözü, saldırının toplantı saatine göre önceden planlandığını gösteriyor.
  
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 20 Mayıs 2021 tarihinde bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere gittiği Rize’nin İkizdere ve Çayeli ilçelerinde saldırı girişimine maruz kaldı. 26 Mayıs 2021 tarihinde partisinin grup toplantısında konuşan partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gelin hanıma çok ileriye gitmeden bir ders verdiler. Çayeli'nde de gerekeni yaptılar. Trabzon'a geçmeye kalktın, uçağa binip döndün. Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler.” dedi. Evet, ülkede yaşanacak her türlü olumsuzluğu önlemesi gereken devletin en tepe noktasındaki Cumhurbaşkanı, yönetimi altındaki ülkede siyaset yapan bir siyasi parti genel başkanının, saldırı olacağı endişesiyle bir kentten diğerine geçememiş olmasına yol açan saldırı girişimi hakkında yaptığı bu açıklamasıyla yapılanları doğru buluyordu.  
 
İktidara muhaliflikleri ile bilinen gazeteciler Levent Gültekin ile Orhan Uğuroğlu’da değişik tarihlerde sokak ortasında saldırıya uğradılar.
 
Bunlar yakın tarihte yapılmış ve belki tesadüfen sadece bir kişinin hayatını kaybettiği siyasi saldırılar.
 
Kuşkusuz bu ülkede yaşananlar ile siyasi arenadaki açıklamaları izleyen herkes, siyasetin bu kadar şirazesinden çıkarıldığı Türkiye’de siyasi cinayetlerin işlenebileceğini pekala düşünür. Zira özellikle iktidar blokunu oluşturan AKP ile MHP genel başkanları, bilhassa haftalık grup toplantılarında, toplumun sinir uçlarına dokunmayı alışkanlık haline getirdiler. Bu alışkanlık ile gerek grup kürsüsünden söyledikleri gerekse kendilerine uzatılan mikrofonlara yaptıkları açıklamalarda, muhalefeti bir bütün olarak terörist, terör işbirlikçileri, fitne, vatan haini, bölücü, Türkiye’yi kıskanan dış güçlerin işbirlikçileri, illet, zillet gibi sıfatlarla adeta hedef haline getirmektedirler. Özel olarak HDP’nin eski ve yeni yöneticilerine yönelik yaptıkları açıklamalar, bu partiyi hedef tahtasına oturtmuş bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, “İçerde tutulması siyasidir ve hak ihlalidir. Derhal serbest bırakılsın” kararına rağmen, kapanmış dosyalar tekrar tekrar açılarak, 5 yıldır Edirne F Tipi Cezaevinde rehin tutulan Selahattin Demirtaş için katil demeyi alışkanlık haline getirdiler. Ne yazık ki, bugüne kadar cesaretli bir savcı çıkıp "Siz katil diyorsunuz ancak 5 yıldır bu kişi içeride ve tüm çabalarımıza rağmen, adam öldürdüğüne hatta eline silah aldığına dair herhangi bir ipucuna rastlamış değiliz, elinizde delil varsa bize verin, soruşturmaya delil yapalım" demedi, diyemedi. Öyle ya katil olduğuna dair delil varsa, bundan sonra içeriden ve dışarıdan kimse "Demirtaş siyasi rehinedir derhâl serbest bırakılsın" diyemez değil mi? Herhangi birinin suç işlediğine dair elinde delil bulunan her yurttaş, elindeki suç delilini ilgili mercilere iletmekle mükelleftir. İletmeyen yasa ihlâli yapıyor demektir ki, bu da suçu ve suçluyu koruma suçudur.
 
Elbette özellikle iktidar blokunun açıklama ve uygulamaları ile ülkeyi sürekli germeleri, toplumu kamplaştırmaları, sadece siyasi parti liderlerini değil, politikalarına karşı çıkan herkesi terörist ilan etmeleri, onların bu söylediklerinden vazife çıkaracak olanların siyasi cinayete yönelmelerine zemin sunuyor. Çok değil daha 4 ay önce, HDP İzmir İl Binası basıldı ve parti çalışanı genç bir kadın katledildi. O anda binada bulunması muhtemel başka insanlarda ölebilirdi.
 
Türkiye, Selçuklu'dan Osmanlı’ya, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihinde pek çok siyasi cinayet, hatta siyasi katliam yaşanmış bir ülkedir. Siyasi cinayetler her zaman işlenmesi muhtemel cinayetler olup, iktidar işleyecek veya işletecek diye bir kural da yoktur. Unutulmamalıdır ki, siyaseten gerginliğin tırmandırıldığı, siyasi ikbal için, rakip siyasetçilerin toplumun değerlerine saldırıyorlarmış gibi gösterildiği durumlarda bu tür cinayet işlenmesi ihtimali her zaman vardır. Bu nedenle, ülkeyi yönetenler ve sorumlu makamlarda bulunanlar üsluplarına son derece dikkat etmekle mükellefler. Bunu yapmayıp, ana muhalefet partisinin genel başkanının, siyasi gerginliğin tırmanmasının yol açabileceği bir tehlikeye dair endişesini dile getirmesinin savcılığa taşınması, işi savsaklayıp sulandırmaktan başka bir şey değildir. Zira herkes de bilir ki bir endişeden dolayı yapılan açıklama duyumlara dayanıyor olsa ve Kılıçdaroğlu bu duyumlarını savcılığa iletse bile, savcılık devleti zaaf içinde göstermemek için bu duyumları açıklayamayacak ve sonuçta herhangi bir bilgiye ulaşılamadı diyerek soruşturmayı kapatacaktır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı'na düşen, bu tür cinayetlerin olmaması için devletin denetim mekanizmasını harekete geçirmek, varsa eksik ve zaaflar bunları gidermek, kolluk güçlerinin görevlerini eksiksiz yapmalarını sağlamak, istihbaratı çalıştırmak, hedef olmaları muhtemel siyasi kişilere yakın koruma vermek gibi tedbirler alınması için çalışmalar yapmaktır.
 
Tüm bunlar yapılıp herhangi bir eksiklik kalmadığından emin olunduğunda ise, endişeye gerek olmadığı açıklanır ve toplum rahatlatılır.  



Bu yazı 1421 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
reklam
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI