Ücretsiz Online Ziyaretci Sayaci
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


VELİ BEYSÜLEN

facebook-paylas
TÜİK MUCİZELERE İMZA ATMAYA DEVAM EDİYOR!
Tarih: 15-08-2021 08:54:00 Güncelleme: 15-08-2021 08:54:00


Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hayatına ilişkin birçok alanda, bilimsel veriler ışığında araştırmalar yapan ve ulaştığı sonuçları kamuoyuyla paylaşan Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) son yıllarda toplumun emekçi kesimlerini yakından ilgilendiren enflasyon ve işsizlik oranlarının hesaplamada bilimsellikten koptuğunu ve rakam oyunları ile oranları aşağı çektiğini, artık bu ülkede yaşayan her yurttaş biliyor. Sokaktaki insana sorsanız, bırakın sokaktaki insanı durumu basit bir dille anlattığınız ilkokul öğrencisi çocuğa sorsanız, size TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının piyasadaki gerçek enflasyon oranını yansıtmadığını rahatlıkla söyleyecektir. Nasıl söylemesin ki, ailesinden aldığı 3-5 kuruş harçlıkla mahalledeki büfeden aldığı küçük şeylerin fiyatlarının her gün arttığını bizzat yaşayarak görüyor.

Evet, TÜİK son birkaç yıldır piyasa gerçeklerini bilimsel verilerle açıklamayı değil, ülkeyi yöneten iktidarın orta ve uzun vadeli hedeflerinin gerçekleşmesini gözeterek, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile işsizlik oranlarını açıklamaktadır. Nitekim  önceki gün Haziran ayı iş gücü verilerini açıklayan TÜİK bir kez daha aynı yönteme başvurdu. TÜİK işsiz sayısının, Mayıs 2021-Haziran 2021 arası bir aylık dönemde 823 bin kişi düştüğünü açıkladı. Açıklamaya göre dar tanımlı resmi işsizlik oranı bir önceki aya göre %2,5 düşerek %10.6 seviyesine, geniş tanımlı işsizlik oranı ise %5 düşerek %22,4 seviyesine geriledi. Asıl ilginç olan ise; işsiz sayısının 823 bin azaldığını açıklayan TÜİK’in aynı dönemde istihdam edilen kişi sayısının 602 bin arttığını açıklamasıdır.

Peki, istihdam edilen kişi sayısı 602 bin artarken, işsiz kişi sayısı nasıl oldu da 823 bin azaldı?

Gerek Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) gerekse konunun uzmanları, işsizlik oranındaki düşüşün, pandemi kısıtlamalarının sona ermesiyle kısa çalışma, nakdi ücret desteği, işten çıkarma yasağı gibi pandemi ödeneklerinden yararlanan çalışanların bir bölümünün Haziran 2021'de işlerine dönmeleri veya tam zamanlı çalışmaya başlamaları ile alakalı olduğunu açıklıyorlar. TÜİK’in işsizliğin düştüğünü açıklaması, bilimsel verileri değil, son dört hafta içinde iş arama yollarından biri olan İŞKUR’a yapılan başvuruları dikkate alan hesaplama yöntemi ile sorularını kendisinin hazırladığı ankete dayanıyor. Bu nedenle gerçekçi değildir.

Konuyu detaylı bir şekilde değerlendiren DİSK-AR, “Mayıs 2021'de pandemi ödeneklerinden yararlananların (kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği ve işsizlik ödeneği) sayısı 2 milyon 502 bin kişiyken, Haziran 2021'de bu sayı 552 bin kişi azalarak 1 milyon 950 bin kişiye düşmüştür. Dolayısıyla 552 bin kişi pandemi ödeneklerini almayarak muhtemelen işbaşına dönmüş veya tam zamanlı çalışmaya başlamıştır.” şeklinde konuya açıklık getiriyor. DİSK-AR’ın bu açıklaması istihdamdaki artışın ve işsizlikteki azalışın, istihdam yaratmaktan kaynaklanmadığını gösteriyor. Türkiye’nin yaşadığı ve gün geçtikçe derinleşen ekonomik kriz ülkenin yeni istihdam yaratma olanağını elinde almışken, mevsimsel artışlar ve/veya pandemi kısıtlamaları nedeniyle çalışamayıp kanun gereği İşsizlik Sigorta Fonu'ndan verilen maddi desteklerle ayakta kalan çalışanların, bu ödeneklerin kalkması ile iş başına dönmelerinden kaynaklanan artışın istihdam artışı olarak açıklanması aldatmacadan başka bir şey değildir.

Kaldı ki Türkiye, nüfusu artan bir ülkedir ve bu nedenle her ay daha çok insan çalışma hayatına katılmaktadır. Yani Türkiye, her ay bir önceki ayın işsiz sayısına çalışma hayatına yeni katılanları da ekleyecek şekilde istihdam genişlemesi sağlamadıkça, işsizliğin ortadan kalkması mümkün değildir. Dolayısıyla istihdam edilmesi gereken kişi sayısının arttığı Türkiye’de, istihdam edilen kişi sayısından 221 bin fazla insanın, işsiz rakamlarından düşmüş olması açıklamaya muhtaç bir durumdur. Bunun tek izahı olabilir; o da iş bulma umutları tükenmiş olan bu insanların, iş aramaktan vaz geçmiş olmalarıdır. 

Türkiye'de işsiz kişi sayısının kayıtlı olduğu en önemli kurum İŞKUR’dur ve bu kurumun kayıtlarına göre Mayıs 2012’de 2 milyon 893 bin olan iş arayan kişi sayısının Haziran 2021'de 2 milyon 950 bin kişiye yükseldiği görülüyor. Buna göre; Haziran ayında İŞKUR’a iş bulma umuduyla başvuran kişi sayısı, Mayıs ayında başvuranlardan 57 bin kişi fazladır. Tüm bu rakamlar ortadayken, TÜİK’in açıkladığı gibi, işsiz sayısının 823 bin kişi azalması mümkün değildir.

Geçen hafta bu köşede yayınlanan yazımda, kamu çalışanlarının (memur) sendikalaşma tarihine kısaca değinmiş ve kamu çalışanlarının, onların emeklileri ile dul ve yetimlerinin 2022- 2023 yılı için alacakları maaş zamlarının ve sosyal haklarının belirleneceği, toplu sözleşme görüşmelerinin, 2 Ağustos 2021 tarihinde, kamu çalışanları sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında başladığını belirtmiştim. Bu görüşmeler devam ediyor. Hükümet 12 Ağustos tarihinde teklifini sendikalara sundu. Ancak hükümetin teklifini sunduğun bir günün öncesinde, 11 Ağustos tarihinde Türk-İş ile Hak-İş’in taraf oldukları ve ortak hareket ettiklerini açıkladıkları, 3 Mayıs 2021 tarihinde başlamış olan, 700 bin kamu işçisini ilgilendiren Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri anlaşma ile sonuçlandı.

Bu Toplu İş Sözleşmesi ile işçilere sağlanan ekonomik ve sosyal haklara ilişkin detaylar daha tam olarak ortaya çıkmış değil. Belki komplo teorisi olduğunu ileri sürenler olacaktır, ancak kim ne derse desin, 3 Mayıs tarihinden bu yana devam eden görüşmelerin, hükümetin, kamu çalışanları sendikalarına teklif sunacağını açıkladığı 12 Ağustos 2021 tarihinden bir gün önce 11 Ağustos 2021 tarihinde anlaşma ile sonuçlanması hayra alamet değildi. Görüşmelerin anlaşma ile sonuçlandığını açıklayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, ”En düşük maaş alan kamu işçisine 500 TL. düzeltme yapıldı. Kamudaki işçilerin taban ücreti 4.100 liraya yükseltildi. Ücretlere 2021-2022 döneminin ilk ayı için %12, diğer altı aylar için %5 artı enflasyon kadar zam yapıldı” dedi. Bakanın söylediği 4.100 TL. taban maaş, brüt olduğuna göre işçinin eline asgari ücretin cüzi bir miktar üstünde para geçecek demektir.

Halbuki sözleşmeye taraf, Türk-İş ile Hak-İş konfederasyonları ortak tekliflerinde taban ücretin, brüt 4.800 liraya yükseltilmesi ve 2021-2022 döneminde ilk altı ay için %20 diğer altı aylar için ise enflasyon artı %3 refah payı verilmesini talep etmişlerdi. Önemli bir kısmı taşerondan sözde kadroya geçmiş olan işçilerden oluşan işçilerin geçmiş kayıplarını bile karşılamaktan uzak bu toplu sözleşmeyi imzalayan konfederasyonların geçmişlerine, özellikle Türk-İş Başkanı'nın mikrofonunun açık olduğunu unutarak, “İyi ki bu sözleşmeyi böyle imzaladık yoksa ortalık karışacaktı” dediğini düşündüğümüzde çok fazla şaşırmamak gerektiğini düşünüyorum.

Yukarıda belirttiğim gibi, detayları önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak olan ve kamu çalışanları sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında devam eden toplu sözleşme görüşmelerinde hükümetin, teklifini sunacağı günün bir gün öncesinde bu teklifin hazırlanmasında örnek teşkil etmesi kaçınılmaz olan sözleşmeye, kamu işçisine asgari ücretin cüzi bir miktar üzerinde ücret verilmesini kabul ederek imza atmak başlı başına bir sorundur. Nitekim bu anlaşmanın ertesi günü, hükümet; Kamu Çalışanları Sendikalarına, 2022 yılının ilk altı ay için, %5+enflasyon farkı, 2022 yılının ikinci, 2023 yılının birinci ve ikinci aktı ayları için ise %6+enflasyon farkı vermeyi teklif etti. Bu teklifle iktidar, birkez daha milyonlarca kamu çalışanı ile onları emelikli ve dul yetimlerini sefalete mahkum etmeyi hedeflediğini ortaya koydu. Yani değişen birşey yok emekçiler için seslete devam. Halbuki bu toplu sözleşmeyi imzalayan işçi konfederasyonlarının yapmaları gereken, kamu çalışanları sendikaları ile bir araya gelmek ve ortak bir program çerçevesinde mücadeleyi yükseltmek olmalıydı. Ne yazık ki bu yapılmadı ve her koyun kendi bacağından asılır mantığı ile gerek 700 bin kamu işçisi, gerekse milyonlarca kamu çalışanı ile onların emekli, dul ve yetimlerinin düşük maaş artışlarına mahkum edilmelerinde hükemete can simidi olundu.   



Bu yazı 2003 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
reklam
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI