altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


VELİ BEYSÜLEN

facebook-paylas
MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR!
Tarih: 24-01-2021 10:58:00 Güncelleme: 24-01-2021 10:58:00


Başta ülkeyi yöneten blok olmak üzere, Türkiye siyasetinin gündemi ile emekçi halkının gündemi arasında uçurum var. Bunu ülkeyi yöneten AKP-MHP bloku açısından anlamak mümkün. Zira yıllardır uyguladıkları politikalardan dolayı bu ülke nüfusunun büyük çoğunluğu çok ciddi ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıya. Dolayısıyla iktidar bloku, bu sorunların gündeme taşınmasının önüne geçmesi ve toplumu suni gündemlerle oyalaması gerektiğini gayet iyi biliyor. Bu nedenle özellikle muhalefeti; kriminilaze etme, terörle, darbeyle ilişkilendirme, Türkiye’ye düşman gösterdiği dış güçlerle işbirliği içinde olmakla itham ediyor ve etmeye devam edecek. 
 
İktidarın bunu yapması işin doğası gereği olduğuna göre, burada önemli olan muhalefetin ne yapacağıdır! Muhalefet iktidar blokunun peşinde sürüklenmeye ve onun belirlediği gündemleri tartışmaya mı devam edecek, yoksa halkın içine, çarşıya, pazara, markete inerek, gerçek gündemi mi yakalayacak? İşin sırrı burada saklı. Zira bir kısmını yukarıda belirttiğim hususlarda, ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun, önceden süregelen ve pandemi sürecinde katlanan çok ciddi sorunları var. 
 
Eminim ki normal şartlarda, yapılacak ilk seçimlerde bu ülkede kimin iktidar olacağını, nüfusun çoğunluğunun yakıcı sorunlarına dair gerçek gündem belirleyecektir. Dolayısıyla, gerçek gündemi yakalayan ve sorunların çözümüne dair öneri ve projelerini halkla buluşturarak onun güvenini kazanacak olan siyasi parti ya da blok seçimi kazanacak ve ülkeyi yönetecektir. Zira ağır ekonomik, sosyal, siyasi ve hukuki sorunların bunalttığı toplumun bundan sonra hamasete ve popülizme prim vereceği düşüncesinde değilim. 
 
Hükümet, daha yılbaşı gecesi birçok mal ve hizmetin fiyatına zam yaparak, 2018 yılı ortalarından beri sürmekte olan ekonomik kriz ile virüs salgınının 2020 yılında belini büktüğü bu ülkenin yoksul insanlarını daha fazla yoksullaştırdı. Maalesef bu konu, iktidar bloku ile yanına aldığı medyanın önemli bir bölümünün gündem saptırma taktiklerinden dolayı yeterince tartışılmadı. Türkiye yine türban karşıtlığı, darbe tartışmaları, HDP’nin kapatılması üzerinden yürüyen suni gündeme hapsedildi. Ama onlar ne kadar gündemi değiştirmeye çalışırlarsa çalışsınlar, gerek uluslararası kuruluşların gerekse Türkiye emekçi halkının yaşadıklarını ortaya koyan, emek örgütlerinin yayınladıkları raporlar gerçekleri gözler önüne sermeye devam ediyor. 
 
Nasıl mı? İşte gerçekler! 
 
İki gün önce, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OCED) verilerine göre, Türkiye’nin 2020 yılında %20.6’lık gıda ürünleri fiyatlarının yıllık artış oranıyla OECD ülkeleri arasında ilk sırada, gıda ürünlerindeki artış oranının yanı sıra %14.6’lık yıllık genel fiyat artışı dikkate alındığında ise gelişmekte olan ülkeler arasında, genel fiyat artışı %35.8, gıda ürünleri fiyat artışı %40.4 olan Arjantin'in ardından ikinci sıraya yerleştiği haberleri basında yer aldı. Anlayacağınız, TÜİK’in rakamlara takla attırarak piyasada ki gerçek enflasyon oranının çok altında açıkladığı oranlar bile Türkiye’nin enflasyon şampiyonluğunda sıralamanın tepesinde yer almasını engelleyememiş. 
 
Kuşkusuz, TÜİK rakamlara takla attırmayı sadece enflasyon hesaplamasında yapmıyor. İşsizlik verilerini de çarpıtarak açıklamaya devam ediyor. İlginçtir, TÜİK’e göre ülkede hem istihdam daralıyor hem de işsizlik oranı düşüyor. En son açıkladığı verilere göre, Ekim ayında dar tanımlı işsizlik oranı  0,7 puanlık azalış ile yüzde 12,7 oldu. TÜİK’in aynı raporuna göre Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 691 bin kişi azaldı ve 4 milyon 5 bin kişiye geriledi. Bunun hayatın gerçekleri ile uzaktan yakından ilgisi yok. Zira bunun olabilmesi için istihdamın artması gerekir. Peki, istihdam nasıl artar? Yatırım yapılması ve yeni iş alanlarının açılmasıyla. Var mı böyle bir şey? Yok elbette. Bırakın yeni iş sahasının açılmasını, pandemi nedeniyle yüz binlerce küçük işletme kapalı, buraları işleten esnaf ile buraların çalışanları işsiz. İşten çıkarma yasağı diye getirilen ücretsiz izin uygulaması nedeniyle aslında işsiz olan yüz binlerce işçi işsiz gözükmüyor. 
 
Bu nedenle TÜİK’in Ekim 2020 dönemi dar tanımlı işsizlik oranı ve işsiz sayısı, Covid-19 döneminde yaşanan istihdam ve iş kaybını yansıtmaktan uzaktır. Nitekim Uluslararası Çalışma Örgütü ILO yöntemini esas alarak, Covid-19’un yarattığı gerçek istihdam kaybını ve işsizliği hesaplayan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi DİSK-AR’ın ulaştığı bulgular durumun vahametini gözler önüne seriyor. 
 
DİSK-AR’ın tespitine göre; geniş tanımlı işsizlik oranı %27’ye, işsiz sayısı ise sayısı 9,7 milyona ulaştı. Ekim 2020’de de Covid-19 ve ekonomik krizin işgücü piyasaları üzerindeki tahribatı sürdü. Bu nedenle, revize edilmiş geniş tanımlı işsiz sayısı ve iş kaybı Ekim 2020’de 10 milyona yaklaştı. Covid-19 Ekim 2020’de, en az 2 milyon 246 bin yeni eşdeğer istihdam kaybına yol açtı. Revize edilmiş geniş tanımlı işsizlik ve iş kaybı yüzde 29,8’e yükseldi. İstihdam bir yılda 896 bin kişi azaldı. İstihdam oranı yüzde 43,6’ya geriledi. İşbaşında olanların sayısı son bir yılda 1 milyon 833 bin kişi azaldı. Ümitsiz işsizlerin sayısı, bir yılda 668 binden 1 milyon 511 bine yükseldi. Kadınlar Covid-19’dan daha fazla etkilendi. Kadın işgücü yüzde 8 kadın istihdamı yüzde 6,3 azaldı. 
 
Öte yandan, “Covid-19 Döneminde Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk” başlıklı bir rapor hazırlayan DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası'nın raporu yoksullaşmaya dair çarpıcı rakamlar ortaya koyuyor. Bu rapora göre; Türkiye’de her 10 kişiden 7’si borçlu. Kadınların yoksulluk riski erkeklere göre daha çok. Her iki çocuktan biri yoksulluk riski altında. Pandeminin, diğer birçok ülke gibi Türkiye’de de gelir eşitsizliği ile yoksulluğu artırdığını belirten rapora göre; Türkiye Avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en fazla olduğu ülkelerin başında. Bu nedenle, Türkiye Avrupa ülkeleri içinde nüfusun en yoksul %20’si ile en zengin %20’si arasındaki gelir farkının en fazla olduğu ülkedir. Zira, Eurostat verilerine göre; 2019 yılında Avrupa Birliğine üye ülkelerde en zengin %20, en yoksul %20’den ortalama 5 kat fazla kazanırken, Türkiye’de bu fark 8.3 kattır. Türkiye’de 2019 yılında 9.150 dolar olan kişi başı milli gelir, 2020 yılında 1.434 dolar azalarak 7.715 dolara geriledi. Türkiye’de 2017 yılında 15 milyon 864 bin kişi olan yoksul sayısı, 2019 yılında 1 milyon 343 bin kişi artarak 17 milyon 207 bin kişiye yükseldi. Türkiye’de 2017 yılında 3 milyon 493 bin olan çalışan yoksul sayıs, 2019 yılında yarım milyon artarak 3 milyon 999 bine yükseldi. AB ülkelerinde %21,4 olan yoksulluk riski altındaki nüfus oranı, Türkiye’de %39,8 oranında. Bu oran kadınlarda %41’e çıkmaktadır. AB ülkelerinde yoksulluk riski altındaki çocuk nüfus oranı %23,4 iken, Türkiye’de bu oran %48’dir. Yani Türkiye’de her iki çocuktan birisi yoksulluk riski ile karşı karşıyadır. 
 
Bu raporlar, Türkiye’nin asıl gündeminin işsizlik ve yoksulluk olduğunu çok açık şekilde ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra, pandemi dolayısıyla kapalı yüz binlerce küçük işletmenin ne zaman açılacakları ya da açılıp açılmayacakları belli değil. Yapılan araştırmalar, bu işletmelerin %40’nın yeniden faaliyete açılmayacağı yönünde. Bu da bu işletmeleri işleten esnaf ile istihdam ettiği insanların işsizler ordusuna katılmaları demektir. Genç bir nüfusa sahip olan Türkiye’de, iş hayatına atılmaya hazır hale gelmiş genç nüfusun katılımıyla işgücü piyasasının hızla genişlediği de düşünüldüğünde, yatırım yapma ve yeni istihdam alanları açma kapasitesi bulunmayan ülkenin, ciddi bir işsizlik ve yoksulluk sorunu ile karşı karşıya olduğu gayet açıktır.  
 
Kuşku yok ki, ister erken ister normal zamanında yapılsın, Türkiye’de bundan sonra yapılacak olan seçimlerin belirleyeni, nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı işsizlik, yoksulluk ve geleceksizliktir. Bu nedenle muhalefet blokunun, İktidar blokunun suni gündemlerle insanların yaşadıkları bu sorunları gözden kaçırma oyununa düşmeden, bu sorunları ısrarla gündemde tutması, çözümüne dair program ve projelerini halka sunması elzemdir. Zira, iktidar bloku ne kadar gündemi başka yönlere çekmeye çalışsa da, ülkenin gerçek gündemi halkın büyük çoğunluğunun sürüklendiği sefalettir ve artık bu sefaleti gizleyemiyorlar. Çünkü, “Mızrak Çuvala Sığmıyor!”
 
Bugün 24 Ocak, bundan 28 yıl önce, 24 Ocak 1993 tarihinde, bir suikaste kurban giden araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'yu saygıyla anıyorum. 


Bu yazı 1882 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
reklam
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI