altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


VELİ BEYSÜLEN

facebook-paylas
HANİ YOKSULLUK BİTMİŞTİ, ARTIK REFAHI PAYLAŞIYORDUK?
Tarih: 06-04-2021 10:32:00 Güncelleme: 06-04-2021 10:32:00


Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 13 Aralık 2020 tarihinde Bakanlığı ile bağlı kuruluşların 2021 yılı bütçesinin görüşmeleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada,  “Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı. Biz daha ziyade refahı paylaşmayı ve bu süreçteki acil durumlarda vatandaşlarımızın yanında olmayı hedefleyen bir sosyal yardımı önemsiyoruz. Bir noktada sosyal muhtaçlarımızın, yoksullarımızın sayısı artmıyor.” şeklinde konuşmuştu.

Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık 3,5 ay geçmişken, gerçeklerin hiç de öyle olmadığı yine Bakanın başında bulunduğu bakanlığın 2020 yılı sosyal yardım raporunda ortaya çıktı. Bir başka deyişle, bakanlığın sosyal desteklerden sorumlu müdürlüğünün yayınladığı rapor, bakanın söylediklerini çürütüyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü'nün 2020 yılı faaliyet raporu, 2020 yılında sosyal yardım alan aile sayısının bir önceki yıla göre %102 arttığını ortaya koyuyor. Nitekim rapora göre, 2019 yılında 3 milyon 282 bin 975 hane yardım almışken, 2020 yılında 6 milyon 630 bin hane sosyal yardım aldı. Bir ailenin nüfus büyüklüğünü 4 olarak düşündüğümüzde, Türkiye’de 2020 yılında yoksul olduğu için sosyal yardıma ihtiyaç duyan kişi sayısı 26 milyon 520 bin kişidir. Özetle Türkiye’nin 83 milyon olan nüfusunun 1/3’ü yoksul. Yine 2019 yılında sosyal yardımlara ayrılan kamu kaynağı 55 milyar lira iken, bu rakam 2020 yılında 69 milyar liraya yükseldi. Doğrusu, yardım alan aile sayısı %102 artmışken yardım miktarının %25 artmış olması, ayrıca sorgulanması gereken bir durum. Zira bu durumda, 2019 yılında verilen yardım aile başı 16.753 lira iken, 2020 yılında bu rakam 10.407 liraya gerilemiştir. Yani ülkede yoksulluk artarken, devlet daha çok yoksula yardım edebilmek için ek kaynak aktarmak yerine, çareyi önceki yıllarda ailelere verdiği yardım miktarını aşağı çekmekte bulmuş.

Genel Müdürlüğün raporunun devamında, yardım alan bu ailelerin 2 milyon 450 bin 80’inin düzenli yardım aldığı, 2 milyon 733 bin 721 ailenin ise geçici yardım aldığı belirtiliyor. 1 milyon 436 bin 799 hane ise hem düzenli hem de süreli yardım alıyor. Toplam sosyal yardımların Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içerisindeki oranı ise yüzde 1.42 oldu. Bu oran, hükümetin sosyal destekler için sosyal devlet ilkesinin gereği olan miktarda kaynak aktarmadığının göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, anayasasının 2. maddesinde, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilerek hüküm altına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlet olduğuna göre, evrensel kriterleri gözetmek durumundadır. Zira evrensel kriterler, bir devletin sosyal devlet olmasının ölçütünü, bireylerin ödedikleri primlerden yapılan harcamalar çıktıktan sonra, toplam Gayrisafi Yurtiçi Hasılasının (GYH) asgari %3’ünü sosyal devlet harcamalarına ayırması olarak belirlemiştir. Ancak görüldüğü gibi Türkiye, hem de pandeminin ağır yükünün toplumu bunalttığı 2020 yılında, bile bu oran, sosyal devlet olmanın ölçütü olan oranın yarısına bile ulaşamamıştır. O zaman Türkiye, anayasasında bulunan sosyal devlet ilkesinin gereğini yerine getiren ve bunun için yeterli kaynak ayıran bir devlet değildir.  

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), bir devletin, yurttaşlarının içinde bulundukları parasal sıkıntıyı ölçmede esas alınan “maddi yoksunluk” durumunun tespitinde temel alınan dokuz ihtiyaçtan en az dördünü karşılayamaması, ciddi bir yoksunluk hali olarak kabul edilmektedir. 

Peki, nedir bu dokuz ihtiyaç?

Çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon, otomobil, beklenmedik harcamalar, evden uzakta bir haftalık tatil, kira, konut kredisi, borç ödemeleri, İki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek ve evin ısınma ihtiyacı.

Evet, ülke yurttaşlarının bu dokuz harcama türünden en az dördünü karşılayamaması, o ülkede ciddi bir yoksunluk halinin varlığına işarettir. Buradan hareketle, TÜİK’in 2019 yılı için yaptığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre, 2019 yılında Türkiye nüfusunun % 26,3’ü belirtilen ihtiyaçların en az dördünü karşılayamadı ve ciddi maddi yoksunluk yaşadı. Bu oran, ekonomik krizin yılın ikinci yarısında zirve yaptığı ve ülke insanını yoksullukla yüz yüze bıraktığı 2018 yılında % 26,5 olarak gerçekleşmişti.

Araştırmaya göre, 2019 yılında Türkiye nüfusunun %58,7’si evden uzakta bir haftalık tatil masrafını, %33,6’sı iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, %29.7’si beklenmedik harcamaları karşılayamazken; nüfusun % 71,1'i ise konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri ya da borçları olduğunu beyan etti.

Türkiye’de “maddi yoksunluk” oranı %26’larda seyrederken, Avrupa’da 2010 yılından bu yana düzenli yapılan araştırmaya göre, maddi yoksunluk seviyesinin en yüksek olduğu yıl, toplam Avrupa nüfusunun  %9,9’u ile 2012 yılıydı. Bu oran 2019 yılında % 5,5 oldu.

2019 yılı araştırma raporuna göre, Türkiye Avrupa’da ciddi maddi yoksunluk çeken nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler sıralamasında Makedonya’nın üstünde sondan ikinci sırada yer alırken, kendisinin üstünde yer alan ülkeler, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Sırbistan oldu. Avrupa’da bu oranın en düşük olduğu ülkeler ise İsviçre, İsveç ve Lüksemburg oldu Araştırmaya göre, 2016 yılından bu yana Avrupa’da ciddi maddi yoksunluk yaşayan nüfus oranında büyük bir düşüş söz konusudur. Buna göre bu oranın en çok azaldığı ülkeler sırasıyla Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Yunanistan ve Hırvatistan olurken, buna paralel olarak Türkiye’de de 2016 yılından bu yana, istenen düzeyde olmasa da bu oranda bir gerileme söz konusudur.

Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de gelirin paylaşımında gelir grupları arasında bir uçurum söz konusu. 2019 yılında en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay % 46,3 iken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay % 6,2'dir. Ne yazık ki, Türkiye’de en yüksek gelir grubu ile en düşük gelir grubunun arasında 7,5 kat fark vardır. Türkiye’de insanların eğitim düzeyi yükseldikçe, yoksulluk oranının düştüğü ise TÜİK’in ortaya koyduğu bir başka gerçek. 

Görüldüğü gibi yayınlanan raporların ortaya koyduğu gerçek, Türkiye’de yoksulluğun hâlâ önemli bir toplumsal sorun olmaya devam ettiği yönündedir. Bir başka değişle rakamlar,  Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı'nın, 3,5 ay önce Meclis kürsüsünde söylediğinin gerçekleri yansıtmadığını, ülke de yoksulluğun ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.

Yine TÜİK ve Eurostat’ın ortaya koyduğu veriler, Türkiye yurttaşlarının para sıkıntısının ölçüldüğü “maddi yoksunluk” ölçütünde Avrupa’nın gelişmemiş ülkeleri kategorisinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Elbette hayatın içinde olan, günlük hayatı yakından takip eden herkes, ülke insanının gün geçtikçe yoksullaştığı gerçeğini çıplak gözle de görmektedir.

Ne demişler: "Ne yaparsanız yapın, gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi, bir huyu vardır!"
                                                        



Bu yazı 1334 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
reklam
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI