bursa escort bayan

altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort porno film free sex escort istanbul escort bayan ümraniye escort kayışdağı escort taşdelen escort eskort izmit escort bayan

görükle escort bursa eskort bayanlar bursa eskort bursa vip escort bursa elit escort escort bayan escort bursa alanya escort bayan antalya escort bayan bodrum escort

Bugun...


VELİ BEYSÜLEN

facebook-paylas
DİSK/EMEKLİ-SEN MÜCADELESİNDEN KESİTLER (8)
Tarih: 26-06-2022 18:52:00 Güncelleme: 26-06-2022 18:52:00


Bu yazı serisinin  önceki bölümlerinde, 2002 yılında iktidar olan AKP’nin sosyal güvenlik ve sağlığı hak olmaktan çıkaran uluslararası sermaye programını uygulamaya koyduğunu, bu amaçla çıkardığı 5510 Sayılı Sosyal Sigoratalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (SSGSS) 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmesinden itibaren, kanunun hazırlık sürecinde toplumdan gizlenen hak kayıplarının bir bir ortaya çıktığını belirtmiştim.   Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2. maddesinin son kısmında, Türkiye Cumhuriyeti'nin belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu ifade edilmektedir.   Peki, sosyal devlet nedir? İktidar bu kanun düzenlemeleri ile Cumhuriyetin sosyal devlet niteliğini nasıl tahrip etti?   Sosyal devlet, elinde bulundurduğu kanun gücü ile yüksek gelirlilerden topladığı kaynakları, daha düşük gelirli yurttaşlara nasıl dağıtacağını belirlemiş devlettir. Sosyal bir devletin topladığı kaynakları yönlendireceği hedef, toplumun emeğiyle yaşayan geniş yığınlarıdır. İşsizler, engelliler, emekliler dahil tüm ücretliler ya da ücretli potansiyeli taşıyan kesimler, kamunun sosyal harcamalarla yaşam düzeyini yükseltmesi gereken hedef kitlelerdir. Örneğin vergi politikası doğrudan ücret politikasıyla ilgilidir. Sosyal hizmetlerin toplumsal örgütlenme biçimi de doğrudan ücret politikasıyla ve düzeyi ile ilişkilidir. Aynı şekilde devleti siyasal yapılanma biçimi de fonların aktarımına dair kararların alınmasında etkili olduğu için ücret politikasıyla ilişkilidir. Bu bireysel ücretler için de geçerli bir özelliktir. Demek oluyor ki temelde ücret politika ve düzeyleri toplumsal kaygılarla ortaya çıkmaktadır. Bu nitelikteki ücretlere sosyal ücret adı verilmektedir. Daha da ileri giderek, tüm ücretlerin aslında sosyal nitelikte olduğunu ve ücretlerin ekonomik olmaktan daha çok sosyal bir kategori olduğunu söylemek mümkündür.       Görüldüğü gibi, Anayasanın 2. maddesi ile teminat altına alınmış olan sosyal devlet, toplumun emekçi kesimini korumayı ve gelirlerininin yeterli seviyede olmasını sağlamayı taahhüt eden devletir. Ancak sosyal güvenlikte esaslı değişikler yapılarak hak kayıplarına yol açıldı. Kuşkusuz bu kayıpların mağdur ettiği kesimlerin başında emekliler geliyordu. Zira yaşları itibariyle sağlıkları bozulmuş olan ve birçoğu kronik hastaklıklarla boğuşan emekliler, bir yandan sağlığın hak olmaktan çıkarılmasından dolayı tedavi hizmetleri ile ilaca ulaşmakta zorluk yaşarken, diğer yandan 6 ayda bir resmi TÜFE oranında zam verilmesinden dolayı maaşları hızla eriyordu.   Bir önceki bölümde 2009 yılının ikinci altı ayı için, 1 Temmuz 2009 tarihinde emeklilere %1,83 oranında artış verildiğini ve bunun Emekli-Sen tarafından protesto edildiğini yazmıştım. Nitekim “İntibak Yasası” çıkarılacak, emekli maaşları düzeltilecek söylemleri ile emeklileri oyalamaya devam eden hükümet, 2010 yılının ilk altı ayı için 1 Ocak 2010 tarihinde emeklilere %2,5 oranında maaş artışı vererek, milyonlarca emeklinin maaşını aşağı çekme politikasını sürdürdü. Bunun üzerine, Emekli-Sen 28 Ocak 2010  tarihinde tüm şube ve temsilcilikleri tarafından yapılan basın açıklması ile bu durumu protesto etti.   Emekli-Sen sendika statü yasasının çıkarılması talebini dile getirmek ve emeklilerin sorunlarına dikkat çekmek üzere, 3 Nisan 2010 tarihinde Ege bölge şube ve temsilciliklerin tamamının katılımıyla, İzmir Bornova Cumhuriyet Meydanı'nda bölge mitingi yaptı. Miting öncesi hazırlık için bölgedeki kent merkezlerinde basın açıklamaları yapıldı ve bildiri dağıtıldı.   Emekli-Sen, aynı taleplerle ikinci bölge mitingini 18 Nisan 2010 tarihinde Marmara ve Trakya bölge şubelerinin katılımıyla Kocaeli-Gebze’de yaptı. Bölge mitingi öncesi hazırlık çalışmaları çerçevesinde, 16 Nisan’da 2010 Kocaeli ve Yalova’da, 17 Nisan’da ise İstanbul Kartal ve Kadıköy ile mitingin yapılacağı Kocaeli Gebze’de basın açıklmaları yaparak yaygın bir şekilde bildiri dağıtıldı.   Sosyal güvenlik kurumlarına gelir sağlamak amacıyla önceki iktidarlar tarafından Türkiye’nin birçok kentinde asalar alınmış ve binalar yapılmıştı. AKP iktidarının ilk yıllarında, sağlık kuruluşlarını tek çatı altında birleştirme gerekçesi ile çıkardığı 5283 sayılı, “Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun” ile, SSK’nın sınırlı olanaklarıyla ülke nüfusunun yaklaşık yarısına hizmet veren hastane, dispanser, poliklinik, ilaç fabrikası gibi, tesisleri Sağlık Bakanlığına devretti. Ardından, üç sosyal güvenlik kurumunu (SSK, BAĞKUR, EMEKLİ SANDIĞI) tek çatı altında birleştirmek üzere çıkardığı 5502 sayılı kanunla Sosyal Güvenlik Kurumu'nu (SGK) oluşturduktan sonra, bu kurumların kent merkezlerinin en gözde yerlerinde olan gayri menkullerini düşük bedellerle yandaşlarına peşkeş çekti. Emekli-Sen asıl sahibi çalışanlar ile emekliler olan bu gayri menkullerle ilgili bilgi almak üzere, 30.3.2010 tarihinde 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince kurum başkanlığına yazı yazdı. Yazıya kurum tarafından verilen cevap sendikanın arşivindedir.   Sağlıkta dönüşümün yol açtığı hak kayıplarına karşı susmayan Emekli-Sen, 5510 sayılı SSGSS yasasının yürülüğe girmesiyle, gün geçtikçe artan miktarda emeklilerden katkı/katılım payı alınmasını protesto etmek ve emeklilerin sağlık sorunlarına dikkat çekmek amacıyla, 11 Haziran 2010 tarihinde tüm şube ve temsilcilikler tarafından eş zamanlı olarak yapılan basın açıklaması ile 11-12 Haziran tarihlerinde kent merkezlerinde iki günlük oturma eylemi yaptı. İki gün boyunca her şube ve temsilcilik, belirlediği eylem alanında kurduğu masada emeklileri kesintilerden haberdar etmek amacıyla SGK’nin her ay kendilerine bordro vermesini talep ettikleri dilekçeler imzlatmanın yanı sıra sesli bilgilendirme çalışmaları yaptı, bildiriler dağıttı. Astığı döviz ve pankartlarla halkı bilgilendirrdi.     Aynı eylemin devamı olarak Emekli-Sen, emeklilerin sağlıktaki hak kayıplarına dikkat çekmek için 30 Haziran 2010 tarihinde SGK Başkanlığı önünde basın açıklaması ve oturma eylemi yaptı.   Emekli-Sen, 15 Ağustos 2010 tarihinde kamu çalışanları sendikaları ile hükümet arasında başlayan toplu görüşmelerde emeklilerin temsil edilmemesini protesto etmek ve taleplerini kamuoyuna duyurmak amacııyla, aynı tarihte Başbakanlık merkez binası önünde basın açıklaması yaptı ve hazırladığı toplu sözleşme taslağını basına dağıttı.   Özellikle kapatma kararından sonra, bazı mülki amirliklerin sendikanın şube ve temsilciliklerine engeller çıkarmalarının çalışmalarda sıkıntılara yol açması üzerine, Emekli-Sen 20 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da İçişleri Bakanlığı önünde basın açıklaması ve 1 saat oturma eylemi yaptı.   Emeklilerin sağlıktaki kayıplarına dikkat çekmek amacıyla, 26 Ekim 2010 tarihinde Emekli-Sen şube ve temsilcilikleri, bulundukları merkezlerdeki hastane önlerinde stand açarak gün boyu halkı bilgilendirme çalışmaları yaptılar.   Sendika 18 Haziran 2008 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gönderdiği dosyanın bir an önce ele alınıp sonuçlandırılması talebiyle Mahkemeye hitaben bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasında toplanan imzalar, 10 Aralık 2010 tarihinde yani İnsan Hakları Günü'nde Ankara’dan postayla AİHM’e gönderildi.   Emekli-Sen, 2007 yılından itibaren, kamuda çalışan işçiler ile memurların maaş ödemesini alan bankaların, çalışanların bağlı oldukları kamu kurumları ile yaptıkları ödeme protokolü çerçevesinde çalışlanlara vermeye başladıkları banka promosyonlarının emeklilere verilmesi talebini, emeklilere maaş ödeyen SGK Başkanlığı'na iletmek üzere çalışma başlattı. Emekli-Sen, emeklilerin maaşının karşılığı olan milyonlarca lirayı çalıştırarak, müşterisi olan emekklilere bankacılık hizmetleri vermek suretiyle para kazanan bankaların, kamu çalışlanlarına verdikleri gibi kazandıklarının cüzi bir kısmını, emeklilere promosyon olarak vermelerini talep ediyordu. Sendika, Bankaların bu talebi kabul etmemesi durumunda ise emekli maaşlarının SGK tarafımdan direkt emekliye ödemesi talebiyle hazırladığı bireysel dilekçeyi, ayrı ayrı sendika üyelerine imzalattı. Toplanan dilekçeler, 30 Kasım 2010 tarihinde SGK il ve ilçe müdürlükleri önünde yapılan basın açıklamasından sonra müdürlüklere teslim edildi.   Emekli-sen temel bir insan hakkı olarak, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerde herkese tanınmış olan sendika hakkının kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve emeklilerin sendikalaşmasına dair statü yasasının bir an önce çıkarılması talebiyle, 11 Aralık 2010 tarihinde ankara Kolej Meydanı'ndan Sakarya Cadesi'ne yürüyerek burada “İnsan Hakları Gününde İnsan Hakkımızı istiyoruz” isimli miting yaptı. Havanın aşırı soğuk olmasından dolayı Ankara dışında bulunan şube ve temsilciliklerden yola çıkan katılımcıların bir kısmı yoldan geri dönmek zorunda kalmış olsa da, kamuoyunun ilgisisini çeken bir eylem yapıldı.   Yazı serimiz DİSK Emekli-Sen’in eylem ve etkinliklerinden kesitlerle devam edecek. Bir dahaki bölümde buluşuncaya kadar, hoşça kalın, sağlıcakla kalın!



Bu yazı 1347 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI