Bugun...


VELİ BAYSÜLEN

facebook-paylas
İSTİHDAMA DESTEK BAHANE, İŞVERENE KAYNAK AKTARMAK ŞAHANE!
Tarih: 25-10-2020 07:50:00 Güncelleme: 25-10-2020 07:50:00


18 yıllık AKP iktidarı, birçok alanı yazboz tahtasına çevirme ünü ile tarihe geçecek bir iktidardır. Kuşkusuz bu özelliği ile yazboz tahtasına çevirdiği ve sınıfsal tercihi doğrultusunda düzenlemeleri uygulamaya koyduğu alanların başında çalışma hayatı gelmektedir. 2002 yılında iktidar olduğu günden bu yana, çalışma hayatı ile ilgili tüm kanunlarda değişikliler yaptı. Sadece iş hayatı ve sendika hakkına dair pek çok kanunu değiştirmekle kalmadı, sosyal güvenlik, sağlık, iş güvenliği gibi alanlarda da çalışanlar için hak kayıplarına yol açan önemli düzenlemeler yaptı. "Fakir, fukara, garip, guraba" söylemleri ile toplumun ezilen kesimlerinden oy alarak iktidar olan AKP, çalışma hayatıyla ilgili tüm düzenlemelerde sınıfsal tercihini sermayeden yana yapmış ve oy aldığı emekçi çoğunluğu göz ardı etmiştir. Elbette bunda şaşılacak bir şey yok. Zira AKP, ülkenin geleneksel siyasi yapılarının yorduğu ve siyasetten soğuttuğu kitlelere, özünde eskisinden farklı olmayan geleneksel sağ siyasetin içinden çekilip çıkarılarak umut diye sunulan bir partidir. Sözü fazla uzatmaya gerek yok, aşağıda vereceğim örnekler AKP’nin bu özelliğini gözler önüne sermeye yeter.
 
AKP iktidar olur olmaz el attığı ilk kanunlardan biri İş Kanunudur. 2003 yılında çıkardığı 4857 sayılı İş Kanunu ile; belli süreli iş akdi, çalışma saatlerinin esnetilmesi, kısa çalışma, parça başı veya çağrı üzerine çalışma, işyerinin asıl işi olmayan bazı tali işlerin alt işverene (taşeron) verilmesi gibi esnek ve kuralsız çalışmaya dair birçok düzenlemeyi iş hayatına soktu. Bu düzenlemelerden belli süreli çalışma ile tali işlerin alt işverene devri düzenlemelerinin, işverenlerce kötü niyetli kullanıldığı söylense de, bu kötü niyetli bir kullanma değildir. Çünkü sermayenin yıllardır istediği bu düzenlemeleri içeren yasa, AKP tarafından bilerek ve isteyerek çıkarılmıştı.
 
Nitekim işyerinin ana üretimle ilgili olmayan (yemek, temizlik, servis vs.) tali işlerinin alt işverene verilmesi düzenlemesini kullanan birçok işveren, bunu işçilik maliyetlerini aşağı çekme aracı haline getirdi. Öncelikle birçok işyerinde, üretim küçük küçük parçalara bölündü ve alt işverenlere verildi. Adına alt işveren denen bu taşeronların büyük çoğunluğu, herhangi bir sermayesi olmayan ve işverenler tarafından, adlarına hileli bir şekilde şirket kurulan işyeri çalışanlarıydılar. Bu muvazaalı uygulama ile, işçilik maliyetleri aşağı çekildiği gibi işçilerin sendikalaşmaları da engellendi. Birçok işçi kayıt dışı çalışmaya mahkûm edildi ve sosyal haklardan mahrum bırakıldı. Süreç içinde taşeron uygulama, normal çalışma biçimi haline getirildi. Kamu işyerlerinde birçok iş taşeronlara verildi. Bu nedenle, aynı işyerinde farklı çalışma biçimleri ile birbirinden koparılmış işçiler hak arayamadılar. Yine kanunun 11. Maddesi, “Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan belirli süreli iş sözleşmesi" işverenler tarafından yasaya aykırı kullanıldı. Yasanın aradığı esaslar olmamasına rağmen, sürekli işte çalışan işçiler, belirli süreli çalışmaya zorlandı. Belirli süreli iş akdinin birden fazla yapılamayacağına dair yasa hükmü yok sayıldı. Uygulamada işçiler, sözleşmenin bittiği tarihte birkaç gün işten çıkarılmış gösterilerek tekrar işe başlatıldılar ve belirli süreli iş sözleşmesi tekrar tekrar yenilendi. En önemlisi ise, AKP işçi simsarlığını yasal hale getirdi. Evet, yanlış okumadınız, Türkiye’de işçi simsarlığı yasallaştı. Tüm karşı çıkışlara rağmen, 2016 yılının Mayıs ayında TBMM’de kabul edilen 6715 Sayılı “Özel İstihdam Büroları Kanunu" ile Türkiye’de bir büro kiralayacak olan işçi simsarına, kendisine başvuran işverene işçi kiralaması olanağı sağlandı. Böylece emeğin yeni sömürü biçimi kiralık işçilik, hayata geçmiş oldu.
 
AKP’nin, çalışma hayatını işçilerin aleyhine kuralsızlaştıran bu tür düzenlemelerine pek çok örnek vermek mümkün. Ancak AKP, sadece çalışma hayatını işçiler için kuralsızlaştırmakla kalmadı. Merkezi bütçeden veya işçilerin parasının biriktiği İşsizlik Sigorta Fonu'ndan, istihdama destek gibi şirin bir adla, milyarlarca lira parayı işverenlere aktardı. Bu konuda oldukça maharetli olan iktidar, hâkimiyetine aldığı medyanın da katkısıyla, toplumda işçiyi koruyormuş veya istihdama destek veriyormuş algısı oluşturarak, milyarlarca lira parayı işverenlere aktardı ise de, maalesef Türkiye’de istihdam artmadı, mevcut istihdam bile geriledi. Örneğin; 2017 yılından içinde bulunduğumuz 2020 yılına kadar, istihdamı teşvik paketleri ile sermayeye toplam 134 milyar lira aktarılırken, 2017 yılında 28.2 milyon kişi olan istihdamdaki çalışan sayısı, 2020'de 27.2 milyona geriledi. Yani hükümetin, işsiz kalan veya istihdama yeni katılan genç nüfusu istihdam edecek yeni iş alanları açsın diye sermayeye aktardığı milyarlarca lira heba olmuş ve yeni istihdam alanları açılmadığı gibi, 4 yıl önceki istihdam 1 milyon kişi daralmıştır. Bu gerçekler ortadayken, maalesef özellikle salgın dönemini fırsata dönüştüren iktidar, teşvik paketleri ile işverenlere kaynak aktarmaktan ve işçileri sefalete mahkûm eden kanuni düzenlemeler yapmaktan geri durmadı.   
 
Ne yazık ki, salgından korunmaları için işçilere ayni veya nakdi hiçbir destek vermeyen hükümet; süreç içinde, işçilerin kanunlardan doğan haklarını kullanmalarının önüne geçecek kanun düzenlemeleri yapmayı da ihmal etmedi.  Örneğin; 16 Nisan 2020 tarihinde, 7244 sayılı Torba Kanun'a eklenen bir madde ile sözde işçi çıkarılması 3 ay süreyle yasaklandı ve Cumhurbaşkanına, gerek görmesi halinde bu süreyi 6 aya kadar uzatma yetkisi verildi. Aslında yapılan düzenleme ile işçi çıkarmak yasaklanmadı. Bunun yerine, işverene işçiyi ücretsiz izine çıkarma yetkisi verildi. Ücretsiz izin dayatması ile karşı karşıya kalan işçi ile ailesinin geçimi için, işsizlik sigorta fonundan, günlük 39 lira 25 kuruş aylık toplamda ise 1.177 lira ödenmesine kanunda yer verildi. Böylece işçi işten çıkarılmamış göründüğü için işsizlikte artmayacaktı. Bu düzenleme ile çok açık bir şekilde, ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçinin, 4857 sayılı iş kanuna göre, iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi ve kıdem tazminatını alması engellendi. Dikkat edin yürürlükte bulunan kanun değiştirilmedi, bir kanun maddesi ile mevcut kanunda bulunan hakkı kullanılmasının önüne geçildi. Daha açık bir ifade ile TBMM, kendi çıkardığı bir kanunda bulunan hakkı kullandırmamak için, bir kanuna madde ekleyerek, kendi iradesini sakatlamış oldu.
 
Ne yazık ki, çıkarılan kanun işçileri başka haklardan da mahrum etti. Sendikal faaliyetler durduruldu. İşçilerin yasada bulunan ve ücreti 1750 lira ile 4 bin 380 lira arasında değişen kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaları engellendi. Aynı düzenleme ile işçilerin, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 13. Maddesi ile kendilerine tanınmış olan, işyerinde sağlıklarını tehlikeye atan bir durum ortaya çıktığı takdirde, “çalışmaktan kaçınma” haklarını kullanmaları da engellenmiş oldu. Kısacası işçi çıkarmayı yasaklıyoruz manipülasyonu ile çıkarılan kanunla, işçilerin çalışma hayatını düzenleyen kanunlarda bulunan birçok haklarını kullanmaları engellendi. Daha sonra Temmuz ayında çıkarılan yeni bir kanunla, işten çıkarma yasağı ve işverenin işçiyi ücretsiz izine göndermesi uygulamasının 3'er aylık dönemler halinde 30 Haziran 2021 tarihine kadar uzatılması hususunda Cumhurbaşkanına yetki verildi. Ancak kanunda belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi, iş yerinin kapanması ve faaliyetinin sona ermesi ile hizmet alımı ve yapım işlerindeki işten çıkarmalara yasak getirilmedi.
 
Tüm bu gerçekler ortadayken, şimdi işverenlere birçok kıyak getirecek olan yeni teşvik paketi mecliste. Kanun teklifine göre, Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeden kayıt dışı çalıştırılan işçi, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte çalıştırılmaya devam edildiği takdirde, onu kayıt dışı çalıştırdığını kabul eden işveren, işçi başı prim ödeme gün sayısının 44.15 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar kadar işsizlik sigortası fonundan destek alacaktır.
 
Doğrusu, "Nasıl yani? Kanuna aykırı bir şekilde kayıt dışı işçi çalıştıran işveren, cezalandırılmadığı gibi bir de ödüllendiriliyor mu?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim, Ne yazık ki durum bu.
 
Teklifle kurumlar vergisi % 5 düşürülürken, çalışanlar için herhangi bir vergi muafiyeti yok. Asıl ilginç olan ise; sürekli çalışanlardan, belirli süreli çalışmayı kabul etmek suretiyle, ayda 30 gün yerine, 15 gün çalışanlar, 1 yıl süreyle gelir vergisinden muaf olacak. Bu durumda, diğer 15 gün için işe başka işçi alacak olan işveren vergi ve prim teşvikinden yararlanırken, 15’er gün sırayla çalışan iki işçi işsiz sayılmayacak ve işsizlik düşmüş olacak. Bu madde, işverenlerin yıllardır çalışan 50 yaş üstü işçilere süreli çalışma dayatmalarından dolayı, onların iş güvencelerini ortadan kaldıran bir maddedir. Aynı şekilde, 25 yaş altı gençlerden 10 gün ve altı çalışacaklar için emeklilik primi yatmayacak, bu işçiler ayrı 3 işverenin yanında toplam 30 gün çalışsalar bile çalışmaları emekliliklerine sayılmayacaktır. Bu işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı hakları da olmayacaktır. Bununla hükümet, fona devretmeyi kabul ettiremediği kıdem tazminatını fiilen ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Neresinden bakarsanız bakın, haksızlık, ayrımcılık, hukuksuzluk ve işçileri işverenlerin keyfi uygulamalarına maruz bırakacak; Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi ile sosyal hakların düzenlendiği uluslararası sözleşmelere aykırı bir düzenleme ile karşı karşıyayız.  
 
Aslında bunda garipsenecek bir durum yok. Zira 18 yıllık AKP iktidarı, iktidar olduğu günden bu yana her şeyiyle sermayenin yanında oldu. Emeğiyle yaşayanların, Anayasa ve yasalarda bulunan ekonomik, demokratik ve sosyal haklarını tırpanladı. Tırpanlayamadıklarını ise; yeni sistemle yürütmenin emrine amade olmuş, aç kapa yöntemiyle arada bir açılan meclisteki AKP-MHP çoğunluğu sayesinde literatüre soktuğu "Torba Yasa" tekniği ile kadük hale getirmekte ve kullanılmasının önünü kapatmaktadır.
 
O zaman yapılması gereken, iktidara karşı sınıf eksenli bir mücadele hattı örmektir. Bu yapılmadıkça iktidar, kendi yaptığı yasalardaki kırıntı hakları bile kullandırmayacaktır.
 
                                            
 


Bu yazı 2549 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI