Bugun...


VELİ BAYSÜLEN

facebook-paylas
CUMHURİYETİ, GERÇEK DEMOKRASİ İLE TAÇLANDIRMAYA VAR MISINIZ?
Tarih: 15-11-2020 14:03:00 Güncelleme: 15-11-2020 14:03:00


Yaşlı Dünyamız, bir yandan nasıl ortaya çıktığı henüz netleşmemiş olan Covid-19 salgınıyla boğuşurken, diğer yandan sistemin yol açtığı doğa tahribatının acı sonuçları ile yüzleşmeye başladığı bir süreçten geçiyor.  
 
Kuşkusuz böylesi bir süreçten geçen dünyanın son günlerdeki en önemli gündem maddesi, ABD başkanlık seçimleriydi. Elbette ABD başkanlık seçimlerinde yarışan iki partinin ideolojik farklılıklarının olmaması, ABD’nin oturmuş devlet düzeninin ve düzenin uygulayıcısı ulusal ve ulus ötesi kurumların, bu devletin yayılmacı emperyalist emellerini gerçekleştirmek üzere kurgulanmış olmaları, seçilen başkanı önemsiz kılıyor. Ancak Donald Trump kişiliğinde vücut bulan, popülist, bireysel çıkara dayalı, devletler arası ilişkilerde olması gereken diplomatik nezaketten uzak bir süreç; yanı sıra yine Trump’ın bilimi yok sayan yönetim anlayışından dolayı ABD’nin Covid-19 salgınından en çok etkilenen ülkeler sıralamasında 1. Sıraya oturması, 3 Kasım tarihinde yapılan ABD başkanlık seçimini, önceki seçimlere nazaran önemli hale getirmişti. Elbette kimse, Joe Biden’in kazanması ile ABD’nin genel politikasının ortadan kalkacağı ve ABD’nin emperyalist yayılmacı karakterini terk edeceği iddiasında olmasa da; bu iktidar değişikliğinin, dünyaya yansımalarının olması kaçınılmazdır. Buna bir de Covid-19 virüs salgın sürecinde sosyal devlet uygulamalarını terk etmiş olan devletlerin, yoksul halk kesimlerine yeterli sağlık hizmeti sunamamaları ve onlara, virüsün yol açacağı risklerden koruyacak ayni ve nakdi destek vermemiş olmaları da eklenince, dünyada önümüzdeki yıllarda, sistem içinde de olsa, bir değişim rüzgârının esmesi kaçınılmazdır. Sistem içi değişikliği yeterli görmesek de, bu değişimden azami yarar sağlamak için her ülke de demokrasi savunucularının çok daha fazla çaba sarf etmeleri gerekiyor.
 
Kuşkusuz yaşadığımız ülke Türkiye, bu değişimden etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Zira ülke, tam demokratik olmasa da,  70 yıldır uygulanmakta olan defolu demokrasinin bile rafa kaldırıldığı, demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edildiği, yürütme, yasama ve yargının tüm yetkilerinin tek kişide toplandığı, parlamentonun işlevsizleştirildiği, evrensel hukuk normlarının uygulanmadığı, yargı bağımsızlığının yok edildiği bir süreci yaşıyor. Yargı muhalefeti susturma aracına dönüştürüldüğü için, seçilmiş siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar, öğrenciler ve artık sokak röportajında iktidarı eleştirenler de dahil, düşüncesini söyleyen, yazan herkes gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, iddianamesi olmadığı halde aylarca hatta yıllarca cezaevinde tutuluyorlar.  Ülkede insan haklarının çiğnenmesi, toplantı, gösteri, yürüyüş, örgütlenme, toplu pazarlık, grev gibi temel hakların kullandırılmaması gibi birçok hak ihlali yaşanıyor. Bu ihlallerin tamamını yazmaya ne zamanımız ne de yerimiz yeter. Aslında bu ülkede yaşayan, az çok okuyan, okuduğunu anlayan herkes neler yaşandığının bilincinde. Bu nedenle, iktidarın yaptıklarından ziyade, muhalefetin yapması gerekenler üzerine yoğunlaşmak gerekiyor diye düşünüyorum. Zira ülkede bu kadar olumsuzluğun aşılması; muhalefetin amasız, fakatsız cesur adımlar atması, ciddi, ilkeli bir birliktelik sergilemesi ve toplumun ötekileştirilen, ezilen tüm kesimlerinin kendilerini bulacakları bir programla ortaya çıkması ile mümkündür. Daha açıkça söylemek gerekirse, sadece iktidar eleştirisi ile yetinen bir muhalefet hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır.
 
Özellikle Covid-19 salgınının ülkemizi etkisine aldığı Mart 2020’den bu yana yaşananların tamamı ile  son bir haftada yaşanlar, iktidarın ülkeyi yönetemediğini gösteriyor. Yönetemediği için de yalpalıyor ve çıkış arıyor. Nitekim Erdoğan'ın deyimiyle, söz dinlemediği için 16 ay önce görevden alınan başkandan boşalan Merkez Bankası Başkanlığına, söz dinleyecek biri olarak atanmış olan Murat Uysal, yine bir gece yarısı operasyonu ile görevden alındı ve yerine eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı. Ağbal’ın atanmasının ardından, Erdoğan'ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, sosyal medya üzerinden istifasını açıkladı. İlginçtir merkez medya iddiasında olanlar, 27 saat boyunca bu istifayla ilgili tek kelime etmedi. Çünkü birkaç televizyon kanalı ile gazete dışındakilerin tamamı saraydan gelmeyen açıklamaları veremiyorlar. Bu nedenle istifayı haber yapmayan sözde haber kanalları, ne zaman ki Cumhurbaşkanlığından istifanın kabul edildiğine dair açıklama geldi, istifayı ve yerine Lütfi Elvan’ın atandığını o zaman bültenlerine taşıdılar. İstifa ve atamalarla ilgili pek çok senaryo yazılıp çiziliyor olsa da, tüm bunların ortaya koyduğu en yalın gerçek, iktidarın yönetememe krizi yaşadığı gerçeğidir. Bu gerçek, partili Cumhurbaşkanı’nı partisinin grup toplantısında hukuk reformundan söz etmek zorunda bıraktı. Nitekim bu konuşmanın hemen ardından, bir sempozyumun açılışında konuşan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, "Bırakın adalet yerini bulsun. Yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka Anayasa'ya bakar.” demek suretiyle hukuku hatırlamış oldu. Doğrusu hukuku yok etmiş olanların, bunu söyleme hususunda samimi olduklarını düşünmek safdillik olur. Çok açıktır ki bu sıkışmışlıkla söylenmiştir.
 
Tüm bu gerçeklerden hareketle, muhalefetin bir an önce iktidarın belirlediği gündemden sıyrılması ve kendi programı ile ortaya çıkması gerekiyor. Bu programda öncelikli konu güçlü parlamenter sisteme dönüş olmalıdır. Kuşkusuz güçlü parlamenter sistem derken, tek adam yönetimine geçişten önceki yarım yamalak demokrasi değil, halkın katılımını esas alan, güçlü yerel demokrasi ile desteklenmiş, yüz kızartıcı suç işlemediği sürece seçilmişe dokunulmayan, amasız, fakatsız çağdaş demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile oturtulacağı, geri dönüşü olmayacak şekilde taahhüt edilen demokrasidir. Adı Cumhuriyet olan sistemin, demokrasi ile taçlandırılması, yani cumhuriyetin demokratik cumhuriyete evirilmesi ilk hedef olmalıdır. Cumhuriyetin demokrasi ile taçlandırılması ile yetinilmemeli; Cumhuriyetin ilanından bu güne kadar, devletle yurttaşı karşı karşıya getiren ve acılar yaşanmasına yol açan, yurttaşı etnik kimliğinden, din ve mezhep farklılığından, siyasi ve felsefi düşüncesinden, giyiminden, kuşamından, dilinden, sınıfsal konumundan dolayı cezalandırmanın sebep olduğu mağduriyetler giderilmelidir. Devletle yurttaşın barışması için, geçmişin tüm acı olayları masaya yatırılmalı, devlet geçmişle yüzleşmelidir. Bir başka değişle devlet bağırsaklarını temizlemeli, kendi içinde kümelenmiş gizli, açık tüm gayri nizami yapılar tasfiye edilmelidir. Her insanın, insan olmaktan kaynaklı sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerini kullanması sağlanmalıdır. Bireysel ve toplumsal haklar anayasa ve yaslarla teminat altına alınmalıdır. Düşünme, düşünceyi yayma özgürlüklerinin kullanımının yasaklanmasına son verilmeli, düşüncesinden dolayı cezaevinde bulunan herkes serbest bırakılmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin örgütlenmesini engelleyen düzenlemeler mevzuattan çıkarılmalı, yürütmeyi denetleyen güçlü bir örgütlü yapının sağlanması hedef olmalıdır. Devletin temelinin adalet olduğu ilkesi yaşama geçirilmeli, tüm yurttaşların ülkenin eşit yurttaşları oldukları kendilerine hissettirilmelidir. Üretimi esas alan, üretimin sağladığı değerin adil paylaşıldığı bir ekonomik yapı ve onu denetleyen mekanizmalar mutlak suretle hayata geçirilmelidir. İçerde ve dışarıda barışı tesis etmek hedef olmalıdır. Başta komşular olmak üzere, tüm ülkelerle karşılıklı saygı çerçevesinde içişlerine karışmaktan kaçınacak şekilde barış içinde yaşmak hedef olmalıdır.
 
Temel İnsan Haklarından olan, her insanın kendisi ve ailesinin geçimini sağlayacak gelire ulaşması hakkı teminat altına alınmalı, işsizlikle mücadele için ciddi bir programla ortaya çıkılmalıdır. Kimsesiz, sakat, hasta yardıma muhtaç insanlar devletçe korunmalı, dezavantajlı kesimlerin korunması için sosyal devlet ivedilikle hayata geçirilmeli ve gerekli gelir desteği sağlayacak sigorta sistemi oluşturulmalıdır. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel haklar devlet tarafından parasız ve eşit olarak herkese verilmelidir. Çevre sağlığına özen gösterilmeli, insan sağlığını ve doğal yaşamı tehdit eden yatırımlardan uzak durulmalıdır. Bu anlamda bilimsel çalışmalar hızlandırılmalı, bilimin yol göstericiliğinde, deprem başta olmak üzere, insanları doğa olaylarından koruyacak tedbirler ivedilikle hayata geçirilmelidir. Çalışanların, emeklilerin, gençlerin, çiftçilerin örgütlenmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Erkek egemen zihniyete son verilmeli, kadın erkek eşitliği laftan ibaret olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın avantajları kullanılmalı, tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yetecek potansiyelini ortaya çıkaracak teşviklerle dışa bağımlılığa son verilemelidir.
 
Tüm bu konu başlıklarını içeren bir demokrasi programı, bu ülkede demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti, eşit yurttaşlığı ve barışı tesis etmenin ve birlikte yaşamın olmazsa olmazıdır. Kısacası tüm bunlar Cumhuriyetin içini demokrasi ile dolduracak ve demokratik cumhuriyete evirilmesini sağlayacaktır.
 
Elbette tüm bunları, 18 yıldır bu ülkeyi yöneten iktidar yapmayacaktır. O zaman görev muhalefete düşüyor. Dolayısıyla şimdi hep beraber, güçlü bir şekilde muhalefete, "Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmaya var mısınız?  Varsanız, amalarla, fakatlarla veya iktidar eleştirisi ile kaybedecek zamanımız yok. Bugünden başlayarak projeniz ve programınızla karşımıza gelmenizi bekliyoruz!" demenin zamanıdır.
 


Bu yazı 2211 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI