Bugun...


HİDAYET SEVİNÇ

facebook-paylas
SENDİKALAŞMAK İŞÇİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR
Tarih: 18-05-2020 09:06:00 Güncelleme: 18-05-2020 09:06:00


14 Mayıs 2020 tarihinde, İşçi ve İşverenden ortak açıklama diye basına düşen bir haber.

Evet, iki işçi konfederasyonu TÜRK-İŞ ile HAK-İŞ’in Genel Başkanları, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TİSK Yönetim Kurulu Başkanı ile birlikte bir açıklama yapmışlardı. Diyeceksiniz ki, bunda ne var, işçi ve işveren, bir araya gelemezler mi? Elbette gelirler, en azında Toplu Sözleşme masasında da olsa bir arada olurlar. Ancak sorun bir araya gelmelerinde değil, bir araya gelmenin amacındadır. Zira yapılan açıklamaya bakıldığında bu bir araya gelişin amacının, iktidarın ihtiyaç duyduğu başarı hikayesine işçi işveren cephesinden katkı sunmak olduğu gayet açık görülmektedir. Aslında bunda şaşıracak bir durum yok. Baştan beri hükümetin arka bahçesi olan bu konfederasyonlardan da başka bir şey beklenmezdi. Açıklamada Cumhurbaşkanı ile Bakanlara virüsle mücadele sürecinde, yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür ediliyor ve bundan sonrası için taleplerde bulunuluyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim, görevi ülkeyi yönetmek olan, kişi ve kişilere, iyi bir yönetim sergilemiş olsalar bile teşekkür edilmesinin doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Zira ülkeyi, iyi yöneteceğine dair, proje ve vaatlerini halka sunmuş ve halk tarafından göreve seçilmiş bir yöneticiye görevini yaptı diye teşekkür etmek, onun elinin altında olan devlet olanaklarıyla, görev yaptığından ziyade, iyilik yapan, iyilik sever bir kişi olduğu algısına yol açmaktadır. Bence gerek bu açıklamada gerekse kamu görevi yapan, bakan ve bürokratların sürekli bir yerlere teşekkür etmeleri, şükran sunmalarının amacı tamda budur. Dolaysıyla bir kişi veya kişiler seçildikleri görevi iyi yapmış olsalar bile onlara teşekkür edilmez, tebrik edilir veya kutlanır. Kaldı ki burada teşekkür edilecek bir çalışmada yok.

 

Ben işveren örgütünü geçiyorum, çünkü o devlet olanaklarını kendisinin temsil ettiği kesime sunan ve her türlü desteği veren yönetime teşekkür mü eder? önlerinde taklamı atar beni çok ilgilendirmiyor?  Ancak işçi konfederasyonları için durum aynı değildir. Zira aşağıda vereceğim örneklerde de göreceğiniz gibi, iktidar, bu salgın sürecinde, başta iki konfederasyonun temsil ettiklerini iddia ettikleri, işçiler olmak üzere, ülke nüfusunun emekçi çoğunluğunun değil, bir avuç sermayedarın çıkarlarını gözetmiş, emekçilerden topladığı vergilerin biriktiği havuzdan, yani bütçeden onlara sürekli kaynak aktarmıştır. Aktarmaya da devam ediyor. Dolayısıyla ortada işçi sendikalarının veya onların bağlı oldukları konfederasyonların, iktidara teşekkür etmelerini gerektirecek bir durum yok. 

 

Evet Türkiye iki ayı aşkın bir süredir, nerdeyse Dünya’nın tamamını etkisine almış bulunan, Corona (Covid 19) virüs salgını ile mücadele ediyor. Bu mücadelenin daha başında 18 Mart 2020 tarihinde Çankaya Köşkünde yapılan ve TÜRK-İŞ ile HAK-İŞ Genel Başkanlarının da güya işçiler adına katıldıkları, Corona ile mücadele zirvesinden sonra, Cumhurbaşkanı tarafından, “Ekonomik İstikrar Kalkanı” başlığı ile açıklanan tedbirlerin geneli, sermayenin desteklenmesine yönelik tedbirlerdi. Pakette emeğiyle yaşayan milyonları virüs salgınından koruyacak ve gelir kayıplarını karşılayacak herhangi bir tedbir olmadığı gibi, süreç içinde çalışanlar aleyhine başka kararlarda alınıp hayata geçirildi. Örneğin; 20 yaş altı gençler ile çocuklar için, getirilen sokağa çıkma kısıtlaması, sermayenin itirazı üzerine hemen değiştirildi ve çalışan 18-20 yaş arası genç işçiler bu yasaktan muaf tutuldu ve çalışmaya devam etmeleri sağlandı. Önce 65 yaş ve üstü için getirilmiş olan, sokağa çıkma kısıtlaması, sonra 60 yaşa indirildi. Ancak 60-65 yaş arası çalışanların çalışmaya devam etmeleri için, bu kısıtlama tekrar 65 yaş ve üstüne uygulandı. Zorunlu işler dışındaki tüm işler durdurulsun, genel bir karantina ilan edilsin yönündeki tüm çağrılar görmezden gelindi. Partili Cumhurbaşkanı, çarklar dönmeli üretim devam etmeli derken, sözcüsü İbrahim Kalın ise “Uzun soluklu karantinanın ekonomiye maliyeti çok daha ağır olurdu.” açıklaması ile ülkeyi yönetenler için, ekonomik maliyetin, insan hayatından daha önemli olduğunu açık bir şekilde ilan etti. Böylece sermayenin milyonlarca işçiyi, servislerde, tezgâh başlarında, yemekhanelerde birbirlerine virüs bulaştırarak çalıştırmasına zemin sunulmuş oldu. Bu nedenle, testi pozitif çıkan binlerce işçi evinde karantinaya alındı, hastanede yattı, onlarcası hayatını kaybetti. Buna karşın, hükümet işçi çıkarmayı yasaklamak adıyla çıkardığı kanun ile işverene isterse işçiyi tek taraflı ücretsiz izine çıkarabilme yetkisi verdi. İlginç olan ise ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçinin, yasa gereği, iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek, kıdem tazminatını alabilmesinin yolu kapatıldı. Ayrıca kanunla, işveren tarafından ücretsiz izine gönderilen işçiye, işsizlik sigorta fonundan, günlük 39 lira 25 kuruş aylık toplamda ise 1.177 lira ödenmesi hükme bağlandı. Bu düzenlemenin bir diğer amacı ise işçilerin, 6331 sayılı kanunun 13. Maddesindeki “çalışmaktan kaçınma” haklarını kullanmalarını engellemekti. İşçiler için, tuzaklarla dolu olduğu halde, iktidar ile yandaşları tarafından, işçiyi işten çıkarmak yasaklandı diye kamuoyuna sunulan, kanunun en can alıcı noktası ise Toplu sözleşme ve Grev gibi sendikal faaliyetlerin askıya alınmış olmasıdır.

   

Bütün bunlar, her gün salgına karşı tedbir almakta başarılıymış algısı oluşturulmaya çalışılan hükümetin, başta işçiler olmak üzere, kamu çalışanları, emekliler, küçük esnaf, köylü, kadın, gençlik ve çocuklar için hiçbir tedbir almadığının göstergesidir. Kendisi tedbir almayan ve kişi başı 5 maskeyi bile dağıtamayan iktidar, muhalefetin yönetiminde olan belediyelerin ihtiyaç sahibi insanlara verecekleri ayni ve nakdi destekleri genelgelerle engellediği gibi, salgın sürecinde anti demokratik uygulamalarını sürdürdü ve halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak, yerlerine kayyum (memur) atamaya devam etti.

 

Şimdi ise Muhalefet partilerinin, bilim insanlarının, sağlık meslek örgütleri ile DİSK ve KESK gibi sendikaların, salgın riskinin devam ettiği yönündeki uyarılarına rağmen, AVM’lerin açılmasına karar verildi. AVM’leri işletenler para kazansın diye alınan bu kararla, buralarda çalışan on binlerce işçi virüs bulaşma riski altında çalışmak zorunda bırakılmış bulunuyor. Evet tüm bunlar işçinin hayatını korumayı hiç düşünmeyen ve tek bildiği, sermayenin çarkının dönmesi olan, sermayeye bütçeden teşvikler aktaran, işçi kanundaki hakkını kullanmasın diye kanun çıkaran, iktidarın yaptıklarından örneklerdir.

 

DİSK ve birlikte hareket ettiği KESK, TMMOB ile TTB baştan beri alınan tüm bu kararlara karşı çıkıyorlar. DİSK İşsizlik Sigortası Fonunda birikmiş olan paranın, bu birikimin sahibi olan işçiler için kullanılmasını talep ediyor. DİSK’in en önemli talebi ise zorunlu işler dışındaki tüm işlerin durdurulması ve işçilerin evlerinde kendilerini izole etmelerine olanak sağlanmasının yanı sıra, yapılmasında zorunluluk olan, işlerde çalışacak işçilerin, çalıştıkları alanların, işe gidiş gelişlerde kullandıkları araçların dezenfekte edilmesi ve kendilerine kişisel koruyucu ekipmanlar sağlanarak, periyodik sağlık kontrollerinin yapılması talebidir.    

 

Yukarıda belirttiğim gibi, diğer iki işçi Konfederasyonu TÜRK-İŞ ile HAK-İŞ ise TİSK’le birlikte açıklama yaparak, işçinin aleyhinde bunca uygulamaya imza atmış, işçilerin kanuni haklarını kullanmalarının önüne set çekmek için, kanun çıkarmış hükümete teşekkür ediyorlar. Teşekkürle yetinmiyorlar, kısa çalışma ödeneğini yıl sonuna kadar uzatmasını ve kısa çalışma ödeneği alan işçinin, ücretinin %40’ını ödeyen işverenlerin işçiye ödedikleri bu parayı vergiden muaf tutmasını talep ediyorlar. Bir başka değişle, bu iki konfederasyon, başta asgari ücretli milyonlar olmak üzere, bu ülkede sefalet ücreti ile çalışan milyonlarca işçi, her ay maaşından tıkır tıkır vergi öderken, devletin işverenlerden vergi almamasını talep ediyorlar. Yetmiyor işverenler teşviklerle desteklensin diyorlar. Peki işverenlere destek nereden veriliyor? Tabii ki işçinin parası olan, ancak işçiye verilmeyen işsizlik sigorta fonundaki paradan.

 

İstihdamın korunması için işverenlere teşvikler verilsin diyen, konfederasyon başkanları, işçi Sendikasının önceliği istihdamın korunması değil, işçinin hak ve menfaatlerini korumaktır. İşçinin hak ve menfaatlerinin korunmadığı bir istihdam olmasa da olur. Kaldı ki istihdamı korumak, yeni iş sahaları açmak ve işsizliği ortadan kaldırmak bunu yapmadığı halde teşekkür ettiğiniz ülkeyi yöneten iktidarın görevleridir. Sahi sizin varlık nedeniniz, size bağlı sendikaların üyesi işçilerin, hak ve menfaatlerini korumalarını ve onlar adına Toplu Sözleşme yapmalarını sağlamak değil mi? Öyle ise işçi çıkarmayı yasaklıyorum diye kanun çıkarırken, sendikal faaliyetlerin, yani Toplu Sözleşme ve Grev haklarının kullanılmasını yasaklayan hükümetin nesine teşekkür ediyorsunuz? Yoksa siz varlık nedeninizin ortadan kaldırıldığının farkında değil misiniz? Sahi siz ne zaman işçi sendikası olduğunuzun farkına varacaksınız?

 

 

 



Bu yazı 134 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI