altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


HİDAYET SEVİNÇ

facebook-paylas
RAKAMLARIN DİLİ!
Tarih: 12-02-2021 13:27:00 Güncelleme: 12-02-2021 13:27:00


Türkiye’de, 1980’li yılların başından itibaren, öncelikle tarım ve hayvancılık olmak üzere birçok sektörde üretim terk edildi. Bunun yerine toplumun acımasızca tüketime teşvik edildiği, yeni bir ekonomik model uygulamaya kondu. Bu nedenle ülke ekonomisi, kısa aralıklarla gelen krizlerle her seferinde sarsıldı. Kuşkusuz krizlerin en derini, 2001 yılında yaşanan finans (bankacılık) sektörü kriziydi. Kaos Uluslararası Para Fonu IMF’nin açtığı kredi karşılığında, finans sektörünü destekleyerek, sözde yapısını güçlendirerek aşılmaya çalışıldı. Beraberinde de birçok kanun düzenlemesi yapıldı.
 
Asıl hedef gayet açıktı. Bankacılık sektörü, tüketime alıştırılmış toplumun gözüne sokulurcasına reklamı yapılan ürünlere ulaşmasını sağlamak amacıyla kredi verecek ve bundan para kazanarak ekonomiyi döndürecekti. Kısacası bankalar, bir yandan halka sattıkları paranın faizi ile kârlarına kâr katarken, diğer yandan ise bankaya vadeli borçlanmak suretiyle, nakit paraya ulaşan yurttaşın, istediği ürünü satın almasını sağlayacaklardı. Bununla hem sektörün kendisi, hem de tüketicinin satın aldığı malın üreticisi kazanacaktı. Uygulanan politikanın ağırlıklı kazananları, otomotiv, beyaz eşya, elektronik ve dijital ile inşaat sektörleri oldu.
 
Bankacılık alanındaki düzenlemelerin ardından, 2002 yılında iktidara gelen AKP, kendisine yakın müteahhitlerin yatırım yapacağı inşaat sektörünü kredi desteği ile teşvik etti. Bunun için bir yandan inşaat şirketlerinin bankalardan kredi çekmelerinde kolaylık sağlayan düzenlemeler yapılırken, diğer yandan ise üretilen konutların satışı için, yurttaşların kredi almalarını kolaylaştıran düzenlemelere gidildi. Böylece hükümet, bir süreliğine de olsa inşaat sektörünün sağladığı getiri ile ekonomiyi canlı tuttu. Ancak uzun vadede üretime dayanmayan ve istihdam sağlama sürekliliği bulunmayan inşaat sektörü zamanla durma noktasına geldiği için, çarklar dönmemeye ve ekonomi teklemeye başladı.
 
Daha açık bir ifadeyle, Türkiye ekonomisi 2016’dan itibaren, ayak sesleri gelen bir krize doğru hızla yol almaya başladı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkeyi OHAL’le yaşamaya zorlayan bir tablo vardı karşımızda. Böylece demokratik haklar kullanılamaz hale getirildi ve hükümet krizi sürekli erteledi. İktidar böylece bir yandan anlık çözümlerle krizi baskı altında tutup ertelerken, diğer yandan, MHP ile el ele vererek, Türkiye’nin yönetim şeklini kökten değiştiren anayasa değişikliğine hız verdi ve yeni sisteme geçilecek anayasa değişikliğini OHAL koşullarında referanduma sundu. Tartışmalı bir şekilde kabul edildiği açıklanan Anayasa değişikliği bir sonraki seçimde uygulanıp, yeni sisteme geçilecekken, iktidar bloğunun, seçimleri krizin etkileri ortaya çıkmadan yapmak istemesi nedeniyle, 2019 yılının sonbaharındaki seçimler, 24 Haziran 2018’e çekildi. Ardından yeni sisteme geçiş hızlandırılırken, iktidar seçimi kaybetme riskinden de kurtulmuş oldu. Zira kriz kapıdaydı ve daha fazla erteleme olanağı kalmamıştı. Nitekim Türkiye, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimlerinin hemen ardından, ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.
 
Onlar her ne kadar kriz yok diyerek pembe tablolar çizmeye çalışsalar da, ülke derinleşerek süren ekonomik sarsıntılarla beraber, Mart 2020’de salgının kuşatması altına girdi. Dolayısıyla Türkiye, 2020 Mart ayından bu yana çok ciddi bir kriz yaşıyor ve bu kriz gün geçtikçe insani krize dönüşüyor. TÜİK rakamlara takla attırarak, enflasyon oranı ile işsizlik verilerini düşük açıklasa da, hayatın gerçekleri işin çığırından çıktığını söylüyor.
 
İşte rakamlar!
 
İŞKUR’un 2020 yılında işe yerleştirdiği kişi sayısı 2019 yılının %41 gerisine düştü.
 
Buna göre, İŞKUR 2019 yılında, yaklaşık 1,5 milyon kişiyi işe yerleştirirken, bu sayı 621 bin azaldı ve 862 bin oldu.
 
2020 yılında 862 bin kişi işe yerleştirilmiş görünse de istihdamda daralma devam ediyor. Örneğin, TÜİK’in açıkladığı son işsizlik raporuna göre, 2019 Ekim ayı ile 2020 yılı Ekim ayı arasını kapsayan bir yıllık süre içinde istihdamda yaklaşık 900 bin kişilik daralma olduğu görülüyor.
 
Çünkü Türkiye ekonomisi uzun yıllardır istihdam yaratma özelliğini kaybetti. Bu nedenle hükümet sıkıntıyı aşabilmek için günübirlik anlık çözümlere başvuruyor.
 
Bunların başında ise İşsizlik Sigorta Fonundan, işverenlere teşviklerle para aktarılması geliyor.
 
Meslek edindirme programı, aktif işgücü programı gibi, çok çeşitli adlar altında aktarılan bu teşviklerle, sözde sağlanan istihdam eğreti ve geçici istihdamdır. Bir başka değişle, bu istihdam kalıcı ve güvenceli değildir. Oysa İŞKUR verilerine göre, kurum 2020 yılı içinde 862 bin kişiyi işe yerleştirdiği halde, istihdamın 900 bin civarında daralmış olması da bunun kanıtıdır.
 
İlginç olan ise son işsizlik raporunda istidamın daraldığına yer veren TÜİK’in, işsizlik oranının %0.7 azalarak %12.7 seviyesine gerilediğine yer vermesidir.
 
TÜİK’in raporuna göre, Ekim 2019- Ekim 2020 arasında, işsiz sayısı 700 bin kişi azalarak 4 milyona geriledi.
 
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, bunun nedeni, iş bulma umudunu kaybeden 1,5 milyon insanın, iş aramaktan vazgeçmesi ve işsiz görünmüyor olmasıdır diyor.
 
Yine DİSK araştırma Dairesi DİSK-AR’ın araştırmasına göre Türkiye’de işsizlik oranı %29, işsiz sayısı ise 10 milyon civarındadır.
 
Üstelik sözde işçi çıkarmayı yasaklayan kanuna göre işverenler, işten atamadıkları işçileri, tek taraflı bir dayatma ile ücretsiz izine yollamaktadırlar. Böylece ücretsiz izine gönderilen ve asgari ücretin yarısı kadar ücrete mahkum edilen işçiler, fiilen işsiz olsalar da, resmi verilerde işsiz görünmüyorlar ve işsizlik oranlarına dahil edilmiyorlar.
 
Üç işçi konfederasyonu, TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ Genel Başkanları, bu kanunun işverenler tarafından kötü niyetle kullanıldığını açıklayarak, hükümete, sıkı denetim yapması çağrısı yapmaktadırlar. Konfederasyonlara göre, bu kanuna sığınan işverenler 2 milyon dolayında işçiyi ücretsiz izine zorladılar. Bu, 2 milyon işçinin ailesi ile birlikte açlığa mahkum edilmesi denir. İşverenler kanunu sadece işçileri ücretsiz izine zorlamak suretiyle, kötü niyetli kullanmıyorlar. Özellikle işçiler anayasal örgütlenme haklarını kullanıp, sendikaya üye olduklarında, örgütlenmeyi kırmak için, 4857 sayılı İş Kanunun, 25. maddesinin, “İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” şeklindeki, ikinci fıkrasını kullanarak, tazminatsız işten çıkarmaktadırlar. Ne yazık ki, hükümet tüm bu hukuksuzluklara karşı gerekli denetimleri yapmayarak, işverenlerin anayasa suçu işlemelerini seyretmekle yetinmektedir.
 
Son günlerde DİSK, Asgari Ücretin vergi dışı bırakılması ve %5 SGK prim desteği verilmesi için yasal düzenleme yapılması talebiyle, TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle, Genel Başkanlar veya grup Başkanvekilleri düzeyinde görüşmeler yapmaktadır. Gayet açık ve mantıklı olan bu öneri, kabul edilip, yasal düzenleme yapıldığı takdirde, asgari ücretle çalışan işçinin eline, 750 lira daha geçecek ve bu işçiler ile aileleri bir nebzede olsa nefes alabileceklerdir. Kaldı ki bu talep sadece asgari ücretlileri değil, asgari ücretin üzerinde, ücretle çalışan işçilerin ücretlerinin asgari ücret kadar kısmının vergi dışı bırakılmasını da kapsamaktadır.
 
Bence bu önemli talep için, diğer iki konfederasyonda harekete geçmeli ve bunun gerçekleşmesi mücadelesi ortaklaştırılmalıdır. Ayrıca öneri asgari ücret altında aylık alan emeklileri de kapsayacak şekilde genişletilmeli ve asgari ücret altında aylık alan emeklilerin, aylıklarının asgari ücret seviyesine çıkarılması talep edilmelidir.
 
Görüldüğü gibi, tüm bu kağıt üstündeki oyunlara rağmen, rakamların dili, hükümetin açıklamalarının altının boş olduğunu gösteriyor.


Bu yazı 152 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
reklam
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI