bursa escort bayan

altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort porno film free sex escort istanbul escort bayan ümraniye escort kayışdağı escort taşdelen escort eskort izmit escort bayan

görükle escort bursa eskort bayanlar bursa eskort bursa vip escort bursa elit escort escort bayan escort bursa alanya escort bayan antalya escort bayan bodrum escort

Bugun...


Ahmet KOÇAK

facebook-paylas
YAZAR OLMAK ZORMUŞ-1
Tarih: 26-06-2022 19:53:00 Güncelleme: 26-06-2022 19:53:00


İlk kitabım Samanlıktaki İğne çıktığı günün ertesinde; elleri beyaz eldivenli aşçıların hazırladığı açık
büfe kahvaltı beklerken, çayımı yine kendimin hazırladım. Beyaz peynir, siyah zeytin ve haşlanmış
yumurtadan oluşan her günkü gibi kahvaltı yaptığımı görüp ilk hayal kırıklığımı yaşamış oldum. Hani
ilkbahar mevsimi başlangıcı Mart’ın birinde; kelebekler uçuşacak, kuzular meleyerek çimenlerde
koşacak, arılar vızıldayacak, ağaçlar çiçek açacak diye beklerken dışarıda lapa lapa kar yağar ya işte
ben de o durumdayım. Hayatımda hiçbir değişiklik yok. Yazarlığa alışmam için biraz zamana
gereksinimim var. İlerde güzel günler olacak diye kendimi teselli ettim.

Kitabım yayımlanınca sosyal medyadan, telefonla pek çok tebrik aldım, almaya devam ediyorum.
Herkese çok teşekkür ederim. Yazarlar ve Şairler Derneği’nin hemen haberdar olup beni araması oldu.
Telefondaki ses beni haftaya yapılacak etkinlikte aralarında görmekten onur duyacaklarını
söylüyordu. Hiçbir işim olmamasına rağmen, çok yoğun adam pozları ile “nazik davetinize çok
teşekkür ederim. Randevu defterime bir bakayım uygun olursam katılmaya çalışırım.” diye kendime
zaman kazandırmak istedim.

Aklıma hemen eğitimci yazar Mustafa Karadeniz’i aramak geldi. Emekli müdür olan arkadaşım
mesleği ile ilgili birçok kitap çıkarmış, bana da imzalayarak vermişti. Yakındaki bir kahveye girip
sohbet ettik. “Hocam yeni kitabını okudum. İnan ki çok beğendim. (beğendi mi, yoksa beğenmiş gibi
mi yapıyor bilemedim.) Sen artık bir yazarsın.” diyerek beni onure etti sağ olsun. Ona, Şairler ve
Yazarlar Derneği’nden davet aldığımı, bu konuda kendisinin deneyimi olup olmadığını sormak için
buluşmak istediğimi söyledim. O da başladı ilk kitabı çıktığında bu dernekle, dernekteki şair ve
yazarlarla yaşadığı anısını anlatmaya:

“Ahmet Bey ilk davetimi aldığımda çok mutlu olmuştum. 2005 yılından kalma takım elbisemin
pantolonu yıkana yıkana solmuştu. Başka takımım olmadığından onu giymeye karar verdim.
Pantolonun üzerine özel günlerde giydiğim markalı beyaz gömleğimi giydim. Takıma yakışacağını
düşündüğüm 1990 yıllarından kalma mavi zemine kırmızı güllerin döşendiği, geniş kravatımı da
taktım. Koskoca yazar ve şairlerle tanışacaktım, hanıma; “kravatıma uygun bir kumaş var mı? “ dedim.
O da bir köşede biriktirdiği kumaşlardan, üzerinde mavi ve kırmızı çizgilerin olduğu bir kumaş bulup
mendil büyüklüğünde kesti, verdi. Onu da ceketin sol yanındaki cebime üçgen ucu dışarıda kalacak
şekilde yerleştirdim. Artık hazırdım. Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulurmuş misali bende
daha önceden kitap yazan, o derneğe üye olduğunu, oradaki dostlarını anlata anlata bitiremeyen eski
emniyet amirlerinden bir dostumu aradım. Elimden tutup beni o elit insanlarla tanıştırmasını rica
ettim.

Belediye otobüsüne bindim. Heykelde arkadaşla buluştuk. Başka bir otobüse binip toplanacağımız
mekâna gittik. Geniş bir bahçe içerisinde çok lüks bir yere benziyordu. Üniformalı, mini etekli güzel
kadınlar bize eşlik ederek bir bölümde toplanmış Bursa’nın tanınmış (benim ilk defa gördüğüm) on
beş yirmi kişinin yanına bıraktılar. Arkadaşım: “İyi aşmalar dilerim değerli yazın insanları. Sizleri saygı
ile selamlıyorum( aşağı doğru adamakıllı eğilerek selamını abartması dikkatimi çekti). Sizlere, aramıza
yeni katılarak cemiyetimizi şereflendiren Eğitimci -Yazar Mustafa Karadeniz bey efendiyi takdim
etmekten onur duyuyorum. Zatı Alilerine de teşriflerinden(teşriflerinden mi? Anam!) dolayı
şükranlarımı arz ediyorum.” derken ben arkamda zatı Ali’lerini aramakla meşguldüm. Alışık olmadığım
kılıktaki yazın adamları ve kadınları ile tek tek tokalaşırken; “bendeniz emekli müsteşar-şair-* yazar...
, “bendeniz emekli vali. Bu günlerde şair yazar olarak anılan.....” dediklerini dinlemeden çarçabuk
tanışma faslını bitirdim, bir kenara iliştim.

Yaşları altmış ve üzeri; emekli müdürler, albaylar, genel müdürler, müsteşarlar olduklarını daha sonra
konuşmalarına, “Bendeniz falan ilde vali iken...” diye başlayan emeklilikten sonra avare kalınca bir
şeyler karalayıp çok önemli klasik eserleri edebiyat dünyasına kazandırdığını düşünen, konuşurken
insanı bayan; “Şimdi efenim ben müsteşarken...” diye başlayıp ne zaman sonlandıracağını Allah’ın
bildiği uzun konuşmasına başlıyor, dinleyenlerin esnediklerini, hatta uyuyakaldıklarını görmezden
gelerek bezdirici konuşmalarını sürdürüyorlardı. Taptaze bir dinleyici bulmanın iştiyakıyla konuşuyor
da konuşuyorlardı. Ben ömrümde böyle bir sıkıldığımı, işkence çektiğimi hiç hatırlamıyorum.

Onlar dillerinin şişini indirirken benim kafamın şişi gittikçe büyüyordu. Bir ara biri sözü kapmamın
mutluluğu ile konuşmasına ilgiyi artırmak için: “Amirim, üstadım, mirim siz eğitimci yazar bir
arkadaşla tanıştıracağım deyince ben şık giyimli, bize kültür babında bir şeyler katacak hoş sohbet
birini bekledim (Ulan! Uzun uzun konuşmalarınızdan ağzımı mı açtırdınız ki!). Gele gele geldi bir
ilkokul öğretmeni. Doksanlardan kalma, yıkana yıkana pantolonu solmuş bir takım elbisenin üzerine
kravatların inceldiğinden bihaber, yün yatak örtüsü desenli bir kravat takmış, Allah bilir ya mendili de
hanımının pırtı bohçasından aşırıp takmış birini getirdin” derken gözüme bakarak, “kusura
bakmıyorsun değil mi hoca? (kusur hafif kalır) Espri olsun, yarenlik olsun, meclisimiz şenlensin diye
söyledim.” dedi. İçimden;“ sizin eğlence adamınız mıyım görgüsüz ukala!” diye geçirirken boynumu
yana doğru eğerek; “estağfurullah!” diyerek dikkatleri üzerimden savuşturmaya çalıştım ama bu
dediği içime oturdu doğrusu” diye sözlerini bitirdi arkadaşım. “Yazar olmak zor imiş be arkadaşım”
dedim.

ahmet.kocak16@hotmail.com



Bu yazı 403 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI